Ordumla Geleceğim Çocuk Sil Göz yaşlarını…

0
42

“Osmanlı’nın artığısınız dediklerinde kahroluyorum” diyen Kerkük’lü ninenin;

“Bizi kimlere bırakıp gidiyorsunuz?” diye haykıran Şam’lı dedenin;

Türkiye için dua etmeden seccademi kaldırmam” diyen Bosna’lı teyzenin;

“İki patik ördüm, köyüme ilk gelen Türk askerlerine vereceğim” diyen Ahıska’lı gelinin;

Ordumuza katılmak için ceketini satan Pakistan’lı gencin;

Şahadet parmağını İsrail’li askerlere uzatarak, “Bir gün gelecekler” diye ağlayan Gazze’li çocuğun.

Baykal’ın, Hazar’ın, Tuna’nın, Fırat’ın ve Nil’in…

Aras nehrinin, Ağrı Dağının, Türkmen dağının, Apşeron’un, Elbruz’un ve Erciyes…

Erbil’in, Halep’ın, Ahlat’ın, Urumçi’nin, Fergana’nın ve Tebriz’in… Velhasıl-ı kelam…

Yürek bohçasında bize dair ağıt ve umut taşıyan her yerin, her sesin, herkesin… ” “ALINTI”

Sesidir umududur Türkiye.

Türk beklenendir. Dünya mazlumların kabul olan duâsıdır. Köklerini Osmanlı’dan, Selçuk’lu dan alan Türk bulunduğu yere huzuru, barışı getiren gözyaşını dindiren, Akan masum kanı din, ırk, mezhep, soy gözetmeksizin dindirendir Türk.

Dünya şahittir, bizim tarihimizde işgâl yoktur, adâlet ve merhamet vardır.

“Köleniz olurum” diyen 5.Şarlken’e esir düşen Fransa Kralı 1. Fransuva Kanuni Sultan Süleyman’a mektup yazarak yardım istemesi bunun en güzel örneğidir.

Yine Fatih Sultan Mehmet Han zamanda en zor şartlar altında bile Ortodoksluk’tan vazgeçmeyen Bizans halkı, Latinler’e borçlu olmaktansa Osmanlı tarafından yönetilmeyi istediklerini. Gennadius’un müttefikleri arasında en başta geleni Grandük Notoras Bizanslılar’ın duygularını “Şehirde Latin külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim” diyerek duygularını en veciz biçimde belirtmiştir.

Türk yoksulun elinden tutandır. Fakirin kapısını çalanlardır. Peygamber Efendimiz; (s.a.v)
“Kim bir yetimin başını Allah rızası için okşarsa, elinin değdiği her kıl için kendisine sevap verilir” ve “Kalbinin yumuşamasını istiyorsan yetimin başını okşa ve fakiri doyur”.diye buyurarak savaşta en korkusuz en cengaver olan Türk, o yüzden yetimin başını okşayan, yetime kol kanat gerendir Türk.

Bir çocuğun ayağına ayakkabısı olandır Türk. Dar anında genişlik olan. Zor zamanlarında yanına koşan. İhtiyacında seni bulandır Türk.

Barış Pınarı Harekatı’nı dört gözle bekleyen hiç kuşkusuz çocuklardır. Muhammed’in Ordusunu büyük bir özlem, hasret ve acı içinde beklediği çocukların minik ellerini gökyüzüne kaldırıp gönlünü Yaradan’ına açarak çocuk yüreği ile saf ve masumca Dua ederek hasretle beklediği yaşadıklarından anlaşılmıştır ki Türk Ordusu beklenendir.

Gözlerimizi dolduran, yüreklerimizi dağlayan Askerimiz ve Suriye’li çocuklar arasında geçen olaylardan biri Tel-Abyad’da geçer.

” Tel-Abyad’da operasyondaki bir aslanımız ikinci gece dinlendikleri bir-iki saatlik sürede mesaj atmış. Durumumuz iyi, moralimiz yüksek diye. Sonra da aşağıdaki satırları yazmış. Okurken gözyaşlarımızı tutamadık.”

“Köye yakın mevzilerde çatışma bitmişti. Teröristler arkalarında silah mühimmat ne varsa bırakmış, köydeki ahalinin yiyecek ve içeceklerini de alarak iç bölgelere kaçmış. Köye girdiğimizde çocuk ve kadınların ağırlıkta olduğu bir kalabalık güvenli olduğunu düşündükleri bir evde akıbetlerini hep birlikte beklerken kapıyı açtık.

Türkler geldi diye çocuk çığlıkları karşıladı bizi. Uzatmayayım, hepsine kumanyamızdan dağıttık. Belliki örgüt halkın açlığını pek önemsememiş, onları üzerlerine strateji kurgulanacak piyonlar olarak gördüklerinden, beslenmelerini pek dikkate almamışlardı.

Tüm çocuklar açlığın verdiği çaresizlikle verdiğimiz kumanyaları hızlıca yemeğe başlamıştı ki, gözüm kenarda oturan yay kaşlı hafif çekik gözleri altında yüzü yaşından çok daha olgun bir çocuğa takıldı alaca karanlıkta.

Birşey yemiyor, kenarda sessizce oturuyordu. Bu hali dikkatimi çekti. Acaba karnı tok mu diye geçirdim içimden. Oğlum gözümün önüne geldi. Yanına gidip adını sordum.

– Haydar Ali” dedi.
– Sevmez misin verdiklerimizi, dedim.
– Severim, dedi.
– Neden yemiyorsun, dedim.

12 yaşındaki çocuk, 12 sene düşünsem aklıma gelmez bir cevap verdi ki, önce benim, sonra tüm tüm timin gözlerinden yaşlar süzüldü.

” – Siz Resulullah ın ordususunuz. Açlıktan ölüp Allah’ın huzuruna varsam, çocuğum Allah bana hesap sormaz ama sizin kumanyanızı yersem siz bir karış geri kalsanız bunun vebalini ödeyemem.” dedi.

Ellerim titreyerek tuttum yanaklarını iki elimle. Alnından hem öptüm, hem de kokladım.

– Ye çocuk dedim, ye.
– Ye büyü ki sen de bu orduya nefer ol.
– Helal edin, dedi.

Bütün tim sanki cenazede meftaya hakkını helal eder gibi
” – Helal olsun” diye haykırdı.

Haydar Ali’yi köyünde bırakıp intikale devam ederken artık hiçbirimiz o köye girerken ki askerler değildik.

Yola çıkarken içtiğimiz andı hatırladık. O kadar gurur duyduk ki yaptığımız işle, yorgunluğumuzu bile unuttuk.

1 Haydar Ali’yi kurtardık.
Dualarınızı eksik etmeyin.”

Peygamber Efendimiz ( s.a.v) zamanından örnek verecek olursak bir savaş esnasında birkaç çocuk iki tarafın arasında kalmış ve öldürülmüşlerdi. Peygamberimiz, bu hadiseye çok üzüldü. Sahabiler,

“Ya Resulullah, onlar müşrik çocuklarıdır, niçin üzülüyorsunuz?” diye sordular. Peygamberimiz,

“Onlar doğdukları gibi duruyorlar. Sakın çocukları öldürmeyin, aman çocukları katletmeyin. Her can ilk yaratılışta tertemizdir.” buyurarak din, millet, ırk ayırtmaksızın çocuklara verdiği önemi belirtmiştir.

Zaten “Irkçılığa (asabiyyeye) çağıran Bizden değildir; ırkçılık için savaşan Bizden değildir; ırkçılık üzere, asabiyye uğruna ölen Bizden değildir.” demiştir.

Yine Şanlı Binbaş’larımızdan biri olan “Miraç Emir Binbaşı Anlatıyor.”

Operasyondayız bir çocuk koşa koşa geldi arkasından Dedesi ve Nenesi tutmaya çalışıyor tutamıyor kollarını açmış bana koşuyordu. Önce sarıldı dizlerim üzerine çöküp sıkıca bende sarıldım heyecanla bir şeyler söylemeye başladı.

Ellerini açıp Muhammed diyor tebessüm ediyordum ama çocuğu anlayamıyordum. Yine aynı cümleleri kuruyor gözlerinden yaş akıyordu ama mutlu görünüyordu. Yine anlamadım 3 üncü defa yine aynı cümleleri kurdu. Geriye dönüp askerlere seslendim dilinden anlayan varmı bir ses;

– Ben anlıyorum komutanım, dedi

Yanıma gelip çocukla konuştu çocuk ona heyecanla bir şeyler anlattı. Gözlerinden yaş akıyor sonra Abdullah uzmananın da gözleri yaşardı. Komutanım çocuk anne, babasını, ablasını ve 2 abisini hava saldırısında kaybetmiş, sonra hergün dua etmiş.

– Bissürü dua ettim, diyor.

Hastaneden çıktıktan bir süre sonra da rüyasına Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) girerek kapılarını çalmış ve ordumla gelecem çocuk sil göz yaşlarını demiş.

Ogün bugündür çocuk hep bizi bekliyormuş.

Çocukta bana;
– Ne olur komutanım Efendimize söyle çayımız ekmeğimiz var bize gelsin, demiş.

Ağlayarak benden istediği buymuş çocuğa cebimden çıkarıp bayrağımızı verdim. O zaman daha iyi bir anladım biz İslam’ın son umuduyuz ve biz seçilmiş bir milletiz. (by.hhk)

Son olarak;
Nasıl bir millet olduğumuzu
Arabistan’da bir İmam’mın hutbesinde okuduğu şu sözler bizi çok güzel ifade etmiş.

“Bir millet Allah yolunda yürür, cihad ederse Allah onu nasıl aziz edermiş?.. Allah yolunda yürümekten vazgeçtiği zaman Allah onu nasıl zelil edermiş?.. Bunu anlamak istiyorsanız Türk milletine bakın. Onlar Allah yolunda cihad ederken bize anlı şanlı paşalar, valiler gönderiyorlardı, Allah yolunda cihad etmekten vazgeç geçtiler eli kazma kürek tutan işciler gönderiyorlar.”

Anlaşılan o ki Türk özüne dönüdüğünde Ümmetin umudu olmaya devam edecektir. Toparlan ey Türk Milleti özümüze dönüyoruz.

Rabbim Sen İslamın Son Ordusu Olan Türk Ordusunu Muzaffer Eyle.

[Toplam:1    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 0 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abone ol  
Bildir