ÖN YARGILARIMIZ

2
36

“En büyük ihtiyacımız hoşgörü, en büyük düşmanımız önyargıdır.” der merhum Cemil Meriç.

Anlatacağım bir kaç hikaye biz insanoğlunun ne kadar peşin hükümlü ve önyargılı olduğu aslında bizim kötü, çirkin her türlü olumsuz düşündüğümüz bazı hikaye ve olayların hiçte öyle olmadığı, gözlerimizin önündeki perdeyi kaldırıp olaylar ve hikayelere objektif bakmamız gerektiğini, oysa ki bizim kötü, çirkin ve olumsuz düşündüğümüz bazı olayların, görüntülerin hiçte öyle olmadığı, gördüğümüzün tam aksine sanki gözlerimize bir perde çekilmiş oysaki gözlerimizin önündeki önyargı perdesini araladığımızda olayların çok farklı olduğunu görürüz.

İlk hikayemizle başlayalım.

“Okulda başarı seviyesi düşük bir çocuk annesinin mezarına gider;
“Anne!.. Benimle okula gel. Öğretmen beni öğrencilerin önünde ‘Senin annen ihmalkar bir kadın. Seninle hiç ilgilenmiyor.’ diye azarlıyor. der.

“Daima dikkatli olmamız gerektiğini ağzımızdan çıkan kelimeleri önce kalbimizden tartarak dilimize getirmemiz gerektiğini çok iyi idrak etmemiz gerekiyor. ‘Ağzından çıkanı kulağın duyuyormu’ deriz bazen birbirimize. Ağzımızdan çıkan o kelime öyle bir sözdür ki, karşımızda ki kalbi bir anda öldürür. Ön yargılarımız içimizdeki insanlığı öldürür. Hani bir söz vardır. “Ödemeyi peşin yapın ama hükmü peşin vermeyin.”

“Hastanenin birinde genç bir kızın başındaki peruk düşer ve orda bulunan herkes gülüp kahkaha atıp eğlenir. Bir genç adam, kadına yardıma koşar, genç kadın titrek ve ağlamaklı bir sesle;
“Benim hiç bir suçum yok. Kanser ne yazık ki bütün saçlarımı aldı.” der.

“Özellikle toplum içinde ki davranışlarımıza, hareketlerimize, sözlerimize ve aymaz tavırlarınıza çok ama dikkat etmemiz gerekir. Hani kızarken ‘Senin bu aymazlığın beni öldürecek. Biraz daha dikkatli olsana, konuşmalarına dikkat etsene.’ deriz. Çünkü bağzı şeyler göründüğü gibi olmayabilir. Bazen insanların beklemediğimiz hemde hiç beklemediğiniz sıkıntıları, dertleri, acıları olabilir. İnsanlara kesinlikle önyargı ile yaklaşmayalım.”

“Bir Üniversite öğrencisi anlatıyor;
“Bizim üniversitede genç kızların kullandığı saatlerden takan bir doktor vardı. Bu haline sürekli güler, eğlenirdik. Sonradan öğrendik ki; saat ölen kızına aitmiş.”

“Bir insan sadece birşeye odaklanıp ve kafasını o odakladığı noktaya takınca, diğer ayrıntıları görmez olur. İnsan acılarını içine atar, içinde çok fırtınalar kopar ama bazıları dışarıya vurmaz, belli etmez. Oysaki içinde acıyla kıvranır ama dilleri lal olmuş, konuş/a/mayan kalpleri vardır onların.”

İnsanları hiç tanımadan peşin hüküm verip önyargılaya baka biliyoruz. İşte bu yüzdendir ki etrafımızda bazen hiç kimse kalmıyor. Yalnızlaşıyor, yalnız kalamak istiyoruz. Veya bize önyargılı bakabiliyorlar o zaman yalnız kalmak istiyor, yalnız kalmayı seviyoruz.

Oysa ki, peşin hüküm ve önyargı insanlarla olan ilişkilerde ciddi zararlar verdiği gibi yaralar açabiliyor ve bu yaralar depresyon gibi ruhi bozukluklar yaşanmasına neden olabiliyor.

Bir insan gerektiğinde fikrini değiştiremeyip, önyargılarından kurtulamıyorsa, onun bir insanı anlaması çok zordur. Önyargılarından kurtulamayanlar, hiçbir insanı anlayamaz ve hiç bir şeyide değiştiremezler.

Önyargı ve dedikodu kalbimize taht kurup hükmederken. Hangimiz hangimizin derdi ile dertlenip onun halini, ahvalinin, durumunun ne olduğunu sorguluyoruz.

“Kibir ve peşin hüküm; ilmin iki düşmanıdır.” derler.

“20’li yaşlarda genç delikanlı otobüsün camından bakarken birden bağırır.
– Baba; arabalar, arabaları görüyor musun, bizle geliyorlar.

Babası gülümser ve mutlulukla oğlunun saçını okşar.

Genç bir süre daha dışarıyı izledikten sonra birden bağırır.
– Bulutlar baba, bulutlar harika.

Baba yine gülümser oğlunu izlemeye devam eder.

– Baba ağaçlar der, aniden delikanlı. Onlar hep geride kalıyor.

Arkada oturan yaşlı adam, bu bağrışmalardan rahatsız olmuş olacak ki; Babanın omzuna dokunur.

– Beyefendi oğlunuzu iyi bir doktora götürmelisin. Problemi var herhalde. der.

Baba geriye dönerek;
” O zaten iyi bir doktordan geliyor. Oğlum doğuştan kördü ve ameliyat sonrası gözleri açıldı” der.

“Hayatta herkesin bir hikayesi vardır. İnsanları çabuk yargılıyor haklarında hemen peşin hükümler veriyoruz. Hemen bir şeyle yaftalıyoruz. Oysa ki hani yine bizde güzel bir söz var. “Dışı seni yakar, içi beni yakar.” misali gerçeği görünce hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz.”

Yıkılasıca önyargılarımız bizi “tohumuna paramı saydım” seviyesine düşecek kadar aslında beş para etmez, har vurup harman savurduğumuz ön yargılarımızın ne kadar da ucuz olduğunu, onlar 1001 meziyeti de olsa insanlara kötü yanlarından bakarlar zihniyetinin ön plana çıktığını görürüz. Ön yargılı insanlara gerçekleri anlatmak o kadar zordur ki, görme duyusunu kaybetmiş birine renkleri anlatmaktan belkide çok daha zordur.

Son bir hikaye ile bitirelim yazımızı.

“Çok güzel ve çok büyük bir ülkenin yaşlı bir kralı ve bu kralın 4 oğlu varmış. Oğullarının çok erken karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Her birini uzaklarda bir bahçeye gidip o bahçeye bakmalarını ister. İlk oğlunu kışın, İkincisi ilkbaharda, üçüncüsü yazın, dördüncüsünüde sonbaharda gidip bahçeye ve ağaclara bakmalarını söyler.

Geri döndüklerinde hepsini bir araya getirir ve ne görüklerini tek tek sorar.

İlk oğlu, bahçenin çok çirkin, yaşlı ve kupkuru dal parçalarından ibaret olduğunu söyler.

İkinci oğlu, ilk oğluna karşı çıkarak;
– Hayır bahçe yeşillikle doluydu ve canlıydı der.

Üçüncü oğlu bu iki fikre de karşı çıkar. Çiçekler, kokusuyla ve görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir güzellik görmemiştim der.

Sonuncu oğlu ise hepsinin haksız olduğunu bahçenin meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu söyler.

Yaşlı kral oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyler. Çünkü hepsinin farklı mevsimlerde bahçeyi görmeye gittiğini, onlara bir bahçeyi, bir insanı veya herhangi bir durumu kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını ve net bir fikre sahip olamayacaklarını anlatmaya çalışır.

Gerçekleri ancak dört mevsimi gördükten sonra çok daha net görürüz. Karar verirken kesinlikle acele etmeyelim. Bazen o kadar ani kararlar verebiliyoruz ki karşımızdaki insanların ne yaşadığı veya yaşadığı hikayelerin bizim için tabiri caizse ‘çok ta tın’ der gibi ön yargı veya peşin hüküm vermede bilinçaltına yerleşmiş bir düşünce hastalığı haline gelebiliyor.

Bu yüzden de her şeyi eleştiren önyargılı, peşin hükümlü insanlar kendi gibi olmaktan korkuyor ve ortaya sadece kendini düşünen bencil, egoist sadece ben merkezli bir düşünce hastalığı haline geliyor. Hoooşşt görülü değil. Hoş görülü olmak dileği ile. Hoşgörümüz kadar genç, önyargılarımız kadar da ihtiyar olalım…

[Toplam:3    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 2 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Yusuf ÇEBİTuncay Yıldırım Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Tuncay Yıldırım
Üye

Yusuf Abi

“Hoşşşttt görülü değil, hoşgörülü olalım” tanımlaman güldürdü beni.

Hay Allah razı olsun. 🙂

Çok önemli bir konuya değinmişsin. Önyargılarımızda ısrar eder ve bilinçli bir tavır sergilersek mazallah kul hakkına girmiş kadar oluruz.

Biz insanlar bütünü değil parçayı görebiliyoruz. Kendimizi bütüne görene teslim etmeliyiz.

Büyük resmi sadece O görüyor. Nefret ettiğimiz insanları gün gelebilir sevebiliriz.

“Hamza ile Vahşî’yi kolkola, cennete girerlerken görmüştüm!” hadisini hatırlayalım.

Kalemine sağlık.