Kırk Fırın Ekmek

2
30

“Ekmek çarpsın, Kur’ân çarpsın, Allah çarpsın, Ekmek Kur’ân çarpsın, Ekmek Mus’haf çarpsın, Nimet çarpsın.”

Bu ifadeleri zaman zaman belki bizde kullanmışızdır. Genellikle halk arasında kullandığımız bu çarpık, saçma söz/ler sıkıntılı söylenmemesi gereken sözlerdir.

Allah Teâlâ yarattığı bütün kâinatın, nimetlerin tek sahibi. Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm yol göstericimiz manen doyacağımız tek nimet. Peygamberimiz (s.a.v) ALLAH TEÂLÂ’nın elçisi bize gönderilmiş mükemmel bir nimet. Ekmek de, nimetlerin başı, anası, sofralarımızın baş tacı, vazgeçilmez esası.

Bu zamana kadar ne Kur’an, ne ekmek hiç kimseyi çarpmamış, hiç kimseyi yolundan saptırmamış, insanı da yolundan çıkarmamıştır. Aslında nimetin, ekmeğin önemini ifade etme açısından halishane söylenen ama yanlış söylenen bir söz. Ekmek ilk çağlardan günümüze kadar gelen en önemli nimetlerden biri.

Bakın atamız “Orhan Gazi Bursa’yı fethettikten sonra Uludağ’ın eteklerindeki fırıncıları denetler. Fırının birinde ekmeklerin üzerindeki üç çizgi dikkatini çeker. Fırıncıya ekmeklerin üzerinde neden 3 çizgi olduğunu sorar. Fırıncı ‘Biz Hristiyanız. Yediğimiz ekmek Tanrı, oğul ve kutsal ruhu hatırlatsın diye ekmeklerin üzerine 3 çizgi çekeriz’ der. Orhan Gazi bu durumdan çok etkilenir ve bir ferman yayınlayarak ‘Bundan sonra bütün Müslüman fırıncılar, Allah’tan başka ilah olmadığına işaret etmek için ekmeğin üzerine bir çizgi çeke’ buyurur.” işte yaşanmış bu menkıbeden alacağımız ders atalarımızın ekmek gibi bir nimete ne kadar önem verdiği ve ne kadar önemli bir nimet olduğu gerçeğidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki; “Herhangi birinizin lokması yere düştüğü zaman, bulaşan şeyi temizleyip lokmayı yesin. Onu şeytana bırakmasın.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v) yere düşen, nimete bulaşan çer çöp gibi şeyleri temizledikten sonra lokmayı yemek, israfı önlemeye yönelik bir tavsiyedir. Bunu herkesin midesi kaldırmayabilir. Lokmayı atmayıp onu kedi, köpek gibi hayvanlara yedirmek suretiyle de Peygamber Efendimiz (s.a.v) tavsiyesine uyulmuş olur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) lokmayı şeytana bırakmamak Hadisi Şerif’ini şöylede anlayabiliriz. Yere düşen lokmayı yemeyip atmak bir israftır. Şeytanın istediği de insanı israfa yöneltmektir. Yüce kitabımız “Saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar” 17-27 âyet-i kerîmesi de bu gerçeğe işaret etmektedir.

Anadolu’nun manevi mimarından biri olan Şeyh Hamid-i Veli, Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri başta olmak üzere İstanbul’un manevi fatihi, bir çağ kapatıp bir çağ açan Akşemseddin yani “Köse” lâkabıyla anılan ve bir çok talebe yetiştirerek Osmanlı Devleti’nin manevi anlamda büyümesinde gelişmesinde büyük katkısı olmuş bir Allah dostudur. Namını ekmekten almış “Somuncu Baba“ Bursa’da çilehanesinin yanına yaptığı ekmek fırınında somun pişirerek çarşı pazar dolaşıp “Mü’minler, Somunlar” nidâlarıyla hergün ekmek dağıtan bu yaşlı nurâni zât ‘Şeyh Hamidi Veli Hazretleri’ Ulu Cami’nin inşâası sırasında da işçilere ve halka somun dağıtmış, manevi yönünü gizlediğinden dolayı halk arasında “Somuncu Baba” lâkabıyla tanınır. İşte ekmeğe, nimete verdiği öneminden dolayı ‘Hakkın rızası’ kazanabilmek için ‘HAK’ta, halk onu çok sevmiştir.

Geçen hafta Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okula yeni başlayan çocuklar için sanki vapurda martı’lara simit atar gibi “simit atma töreni” diye çok üzücü bir olay gerçekleşmiş nimetin kadrini, kıymetini, önemini bilmeyen bir kısım nesil sosyal medyada ülkenin gündemine oturmuştu.

Şehirlermi ruhsuzlaşıyor yoksa nesillermi ruhsuzlaşıyor. Yoksa onları yetiştiren anne babalarmı ruhsuzlaşıyor. Yada nüfus cüzdanlarımızda yazılan müslüman kimliklerimizmi ruhsuzlaşıyor.

İstanbul gibi manevi kimlikli bir şehir böylesine vahim bir hadise ile kimliksiz şehir/ler/emi dönüşüyor. Yoksa nesillerimiz de şehrimizle birliktemi kimliksizleşiyor.

Yerde bulunca ekmeği üç defa öpüp alnına değdirip başına koyan, başına taç eden bir nesil hangi ara bu kadar ruhsuzlaştı.

Oysa ne güzel söylemiş çöl aslanı Ömer Muhtar “Çocuklarınıza sütle birlikte Kur’an’dan öğütler verin. Boyları büyürken, kalpleri ve bakış açılarıda büyüsün.”

İşte Somuncu Baba gibi, Hacı Bektaşı Veli gibi, Mevlana gibi ,Yunus gibi ve Osmanlı Devleti gibi bir ecdadı tanı/t/a/mayan Kur’an-ı Kelamı öğrenmeyen, öğretemeyen bir nesil yetiştirirsek maneviyatımızda biter, neslimiz tükenir. İçimizden de birtakım böyle nesiller zuhur eder. En küçük bir nimetten bile hesaba çekileceğimiz ekmeğe bu kadar nankörce davranıp ona hürmet etmetzsek ki ekmek nimettir ona hürmet etmek düşer.

Rivayete göre Hazreti İbrahim’in (A.S) çok malı vardır. Allah’u Teâlâ’ya;
“- Yarabbi bu kadar malın şükrünü eda edemiyorum. Lütfen birazını al.” diye dua eder.

Allah’u Teâlâ;
” – Öyleyse ekmeği ayakta ye ya İbrahim.” diye vahyeder.

Hz. İbrahim (A.S) ekmeği ayakta yemeye başlar. Fakat kırıklar dökülmesin diye boynuna mendil bağlar böylece kırıklar mendile dökülür. Hazreti İbrahim’in (A.S) malı dahada çoğalır. Yine Allah’u Teâlâ’ya dua eder.

Allahu Teâlâ;
” – Sen ekmek kırığına hürmet ettiğin sürece ben senden malımı azaltmam ya İbrahim.” der.

Şükreden nesil/ler/den olmamız gerekir. Yüce yaratıcımız; Enfal Suresi, 26. ayetinde, “Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi ki şükredesiniz.” diye buyurmaktadır.

Ülkemizde ve dünyada o kadar evsiz aç ve sokak çocugu insan hatta hayvan varki o nimetleri yerlere atmak değil onların karnlarını doyurmak gerekir.

Öpüp anlımıza koyduğumuz o nimeti bir duvarın üstene bırakalım aç hayvanlar, aç kuşlar yesin diye. Yoksa azap günü çetindir. ALLAH (C.C) vadini yerine getirecektir. Cennet haktır, cehennem haktır. Her ikiside dolacaktır. Seçim bizim elimizde.

Yazımızı Diyanet takviminden okuduğum

“OKULA BAŞLAYAN ÇOCUĞUN UNUTULMAZ HATIRASI; ÂMİN ALAYI”

diye yazdıkları okul açılışları öyle değil ecdadımızın yaptığı gibi olur örneğini vererek ve kulağımıza küpe ederek bitirelim.

“Osmanlı döneminde çocuklar okul hayatına “Amin Alayı” olarak adlandırılan törenle başlardı. Okula başlayacak çocuğun ailesi bir gün önceden mektebin hocasına haber gönderirdi. Hoca da merasim günü çocukları sıraya dizer, öncekiler yüksek sesle ve koro halinde ilâhiler okuyarak, arkadakiler de beyit aralarında “amin” diye bağırarak neşe içinde yeni başlayacak çocuğun evine gelirlerdi. Âmin alayı eve doğru yaklaşırken çocuk kapıda bekletilir, eve gelince hoca dua eder, arkasından herkes “amin” derdi. Daha sonra çocuk, önceden süslenerek hazırlanmış bir arabaya bindirilir ve ilâhiler söylenerek çıkılırdı. Çocuğun ailesi ile davetliler ve halk kafilenin arkasında giderlerdi. Şehrin sokaklarında bu şekilde bir müddet dolaşılarak çocuk mektebe getirilirdi. Çocuk ilk dersini aldıktan sonra hocasının ve davetlilerin elini öper, diğer talebelerinden birisi kısa bir sure okur ve hocanın yaptığı dua ile tören biterdi.”

Çocuğun eğitim hayatı boyunca unutamayacağı tatlı bir hatıra olan âmin alayı, günümüze de güncellenerek uygulanabilecek bir eğitsel merasimdir.

[Toplam:1    Ortalama:4/5]
Gönderiyi Takip Et
( 2 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Yusuf ÇEBİTuncay Yıldırım Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Tuncay Yıldırım
Üye

Ekmek mevzusunda yazılmış çok etraflı ve detaylıca ele alınmış güzel bir deneme yazısı olmuş.
Kalemine sağlık Yusuf Abi.

Yusuf ÇEBİ
Ziyaretçi
Yusuf ÇEBİ

Hepimizin sofralarından eksik olmayan bu nimeti bize verdiği için bizi yaradan Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Çok teşekkür ederim Tuncay kardeşim. Dua ile…