“İŞTE BİR NESLİ BİZ BÖYLE BOZDUK”

0
38

Her geçen gün neslimiz, geleceğimiz dahada bozuluyor. Kendi çocukluk, gençlik yıllarımıza baktığımızda şimdiki arasında çok daha fazla uçurumlar var ve çok daha fazla bozulmalar yaşanıyor. Yarınları bırakacağımız çocuklar, gençler bizden daha ağır imtihanlar yaşayacağı yadsınamaz bir gerçektir. Eğer o çocukların, gençlerin vereceği yaşam mücadelesi bizimkinden çok daha ağır bir imtihan olacaksa, onların geleceğini kurtarmak için çok daha fazla çalışıp onları mutlu, huzurlu, refah dolu günlere hazırlayıp, onların yarın karşılaşacakları engelleri şimdiden bertaraf etmemiz gerekir.

Eskiden Anne/Babalar helal rızka çok fazla önem verirler, kazandığı paranın helal olmasına çok dikkat ederlerdi. Şimdi ki birçokları gibi ‘helal haram ver Allah’ım, senin kulun yer Allah’ım’ düşüncesinde değillerdi. Çocuklarının boğazından haram lokma geçmemesine çok dikkat eder, onlara haram lokma yedirmemeye çok gayret ederlerdi.

Şimdi ki çocuklardan, gençlerden tek isteğimiz okulu bitirip, iyi bir iş bulup doktor, mühendis, mimar v.s olması veya devlet dairesinde memur olması. Bunun için yemeyip içmeyip her türlü imkanları onların önüne seriyor özel okullar, özel dershaneler, özel kurslar almaları için canımız pahasına mücadele ediyoruz. İş dini ve ahlaki eğitim almaya sıra gelince ‘az ötede oyna’ der gibi nasıl olsa zaman var diyerek dini eğitimini hep öteleriz.

Bizde bir laf var ‘ben yaşamadım kızım yaşasın’ der kimi analar.

Yada bazı babalar erkek evlatlarını korumak ‘cenneti ayaklarının altına serilesi anneler’ için ‘Kadın dediğin erkeğin elinin kiridir’ söylemiyle ‘unutmayalım ki her genç kız anne olmaya aday’ olan ‘kimi babalara göre haytalık’ yapan evlatların hatalarının üstünü örtüp onları şımartarak namus kavramını ayaklar altına serdik…

Onların doğru düzgün dini eğitim almasını ‘yarına çıkmaya senedimiz’mi var ki, dini eğitimlerini hep yarınlara erteledik.

Eski kafalı, geri kafalı, örümcek kafalı diyerek ilk emri ‘OKU’ olan dinimizi okumaz/okutmaz/okuyamaz olduk.

Hatta biraz elden ayaktan kesilince deriz ya ‘bir ayağın çukurda’ diye o yüzden ibadetlerimizi hep ‘yaş kemale erinceye?..’ yaşlılığa yakıştırdık.

Yada henüz daha çok genç/iz biraz daha büyüyünce namaza da başlar/ız. Hem bu kadar iş arasında vakit yok namaz nasıl kılar/ız. Saatlerce internette cirit atarız. Herşeye vaktimiz var ama bizi Yaradan’a vakit ayırmayız.

“Namaz kılan yaşlıyı severim ama namaz kılan gence aşığım.” diyen Hz.Ömer’in (r.anha.) sözünün önemini yabana attık.

Genç yaşta Hac’ca mı gidilir emekli olalım ondan sonra Hac’ca gideriz diyerek Hac’cı da ‘Bir gözü toprağa bakınca’ya yakıştırdık.

Sözün özü;
‘AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR’ sözünü kulağımıza küpe yapacağımıza, erkek çocuklarımızın kulaklarına küpe takmasına, dövmelerine hayran!.. kaldık!.. Ses çıkarmadık…

Bu ve buna benzer düşüncelerle hem bizim hemde çocuklarımızın, gençlerimizin hayatını tarumar ettik.

Ve sanki bu din sadece Mekke/Medine’ye inmiş gibi ‘Türbanlılar Suudi Arabistan’a gitsin” demekten de geri durmadık. “İŞTE BİR NESLİ BİZ BÖYLE BOZDUK!…”

Zaten filimlerin dizilerin bir çoğu tambir aile faciası. ‘Çocuklar duymasın’ dedik çocukların duymaması gerekenlerin bir çoğunu duyurduk, öğrettik.

Gece dışarı çıkmalar diskolar-barlar, erkek/kız arkadaş edinmeler, sanki çok doğalmış gibi evlilik öncesi flört yapmak dahada ileri gidecem
affınıza sığınarak bir kızın bakire olması bile arkadaşları tarafından abes karşılanır hale geldik.

Whatsapp Twitter, İnstagram, Facebook, Tik Tok gibi sosyal medyada öyle videolar var ki izlemeye utanıyorsun. Uyardığın zaman da ya geri/örümcek kafalı ya da kötü oluyorsun.

Al eline telefonu geç televizyonun karşısına o kanal senin, bu dizi benim. Gir telefondan sosyal medyaya, evimizin içinde ki ergenlik çağına yaklaşan, ya da ergenlik çağında olanın evladının ne yaptığını merak etmeyen bi anne baba şimdi ki söylemle ‘moduna’ geldik. Affınıza sığınarak, böyle bir anne baba zalim değilde nedir, haysiyetsiz, onursuz değilde nedir. Yine şimdi ki tabir ile bi ‘tık’ daha ileri gidecem namussuz değilde nedir.

Artık değil ülkemize hükmetmek, şehrimize hükmedemez hale geldik. Değil beldemizde, yöremize, köyümüze, mahallemize, sokağımıza binamıza hükmetmek, kendi evimize hükmedemez hale geldik.

Üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biride.

Çocuklarımızı hayali karakterlerle büyüttük. Süperman, Rambo, Alplerdeki küçük kız Heidi, He man, Voltran, Red Kit, Batman, Örümcek Adam Gibi Avrupa, Abd’nin sanal kahramanlarının çizgi filimleri ile büyüdük/büyüttük. Tişörtlerine, Eşofmanlarına, Okul çantalarına, çantalara hatta iç çamaşırına varıncaya kadar kısacası tüm eşyalarına koydurarak özendik/özendiridik, öyle büdük/büyüttük bir nesli ve hala büyütmeye devam ediyoruz.

Bu durumda çocuklarımızdan Fatih Sultan Mehmet’i, Nasrettin Hoca’yı, Barbaros Hayrettin’i, Selahaddin’i Eyyübi’yi, Kara Murat’ı, Seyyit Onbaşı’yı, Battal Gaziyi, Gazi Osman Paşa’yı Ömer Halisdemir’i, Fethi Sekin gibi ismini sayamadığım yüzlerce kahramanlarımızı öğrenmelerini onları anlamalarını nasıl bekleriz!..

Önce çizgi kahramanlarla körpekcik zihinlerini sonrada Aleyna Tilki gibilerle tamamen beyinlerini uyuşturduk. Kısacası çocuklarımızı hayali karakterler ile büyütüp örnek aldık. Şanlı ecdadımızı örnek almasına engel olduk.

Öyle bir duruma geldik ki şu an çocuklarımızın beyinlerine tüm iletişim araçları ile saldırıyorlar. Tüm yazılı görsel medyalarla, Televizyon gibi tüm sosyal ve eğlence sitelerinin tamamında kendi reklam ve propagandalarını tanıtım reklamlarını harikulade yapıyorlar. Onlar zalimliklerini sahte süper kahramanlar ile çok güzel gizliyorlar. Biz ise gerçek kahramanlarımızı anlatmaktan dahi aciz ve utanır olduk.

Onların çizgi filmlerini onların hayatını izleyen çocuk/lar kendine onları kahraman edinmez, onlara benzemek istemezmi. Yüzyıllardır islama, Müslümana, dinimize düşman olan bu zihniyet kendi postallarını yalayıp bize boyatıyorlar.

Tabiri caizse onların çakma olan kahramanlarını, bizimkiler gibi gerçek olan kahramanlarımıza tercih ediyoruz.

Vakit uyanma vaktidir. Vakit özümüze dönme vaktidir. Vakit kendimize gelme vaktidir. Kalbimizi, beynimizi, ruhumuzu şeytandan, özellikle insan şeytanından kısacası şeytani düşüncelerden kurtarma vaktidir.

Biz ne zaman içinde Allah korkusu olan dindar bir nesil yetiştirirsek;

Biz ne zaman alnı secdeye giden bir nesil yetiştirirsek;

Biz ne zaman ‘üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk’ dedikleri ve geçmişlerine, kraliçelerine şimdi dahi bağlılık yemini edenler gibi geçişimize sahip olur;

Biz ne zaman Osmanlı gibi ve Osmanlı padişahları gibi Anadolu’nun manevi mimarları olan Şehy Edebali, Yunus Emre, Mevlana, Muhiddin Arabi Hacı Bektaş Veli, Aziz Mahmûd Hüdai gibi padişahların ardı sıra yürüdüğü daha ismini sayamadığım yüzlercesi Allah dostlarını örnek alıp onların gittiği kutlu yoldan gidip islam dinin Anadolu’da yayılmasınada büyük pay sahibi olan, Anadolu’yu manen imar ve mamur eden onların yolunda yürürsek. İşte o zaman gelecek emin ellerde olur.

İşte o zaman üzerinde Ezan-ı Muhammedi okunan bu aziz vatanımız İslamın ebedi güneşinin hiç batmadığı en büyük ümit ve hayat kaynağı olur.

İşte o zaman Müslüman Türk milleti yeniden tarihine layık bir şekilde başarıya ulaşır.

İşte o zaman tüm İslam alemi büyük bir ihtişam ile tekrar ‘DİRİLİŞE’ geçer, yükseliriz.

[Toplam:0    Ortalama:0/5]
Gönderiyi Takip Et
( 0 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abone ol  
Bildir