“DERTLER BİZİMLE BİRLİKTE Mİ GELDİ DÜNYA’YA”

8
99

Yavuz Sultan Selim’e ait beyit ne güzelde anlatır dünyayı…

“Gamına gamlanıp, olma mahzun. Demine demlenip, olma mağrur.
Ne dem baki, ne gam baki..! Ya hu..!” diyesim geldi bir an.

Bir kitapcının önünde vitrinine bakıyordum. Birden gözüme A4 kağıdına büyük puntolarla yazılmış STRES ÇARKI gelmiştir, diye gözüme ilişi verdi.

Metal veya plastikten yapılmış bir kaç kanadı olan oyuncak.

Sıkıntılı ya da stresli anlarda zihin dağıtmak için kullanılan bir el fırıldağı. Eskiden biz büyüklerin de kullandığı stres topu biran gözümün önüne geldi. Hatta kimileri modern tespih..! diye adlandırır.

Her kötülüğün anası artık stresmi olmuştu.

Uzmanı değilim ama stresle ilgili bir kaç kelam edebilirim.

Yorgunluk, İş hayatında başarısızlık, Depresif ruh hali, Uyku sorunu, Kalp çarpıntısı, Kararsızlık, İşte başarısızlık korkusu, Kilo alma-verme, Sigara, Alkol tüketimi artması, İletişim bozukluğu gibi daha pek çok sayabileceğimiz neden/ler strese yol açabiliyor.

Yeni çağın korkulu kabuslarından biri olarak adlandırılan, günümüzde çokça görülen en yaygın sağlık sorunlarından biri olan stres ve stresin getirdiği hastalıklar.

Erkek, kadın, yaşlı, genç hemen hemen her yaş gurubundan insanı, hatta bazen çocuklarda dahi etkisi altına alan stresin olumsuz etkilerine maruz kalabiliyoruz. .

Aile, iş, arkadaş, dost, maddiyat/sızlık, zaman/sızlık, okul, sosyal hayat vs. Hayatımızın tümünü kapsayan ve bu alanlarda yaşanan korku, kaygı ve endişeler strese dönüşen bu illet insanın tüm vücudunu kuşatıyor.

Bir sinsi düşman gibi vucudumuzu çepeçevre saran stresin bedenimize olan etkileri çok fazla. Vücudumuza yanaşan bu hastalığı tespit etmek hasta açısından da çok önem arz etmektedir.

Stres nedeniyle sürekli olumsuz sinyallere maruz kalan insan bedeni, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına sebep olur ve son derece açık bir hedef haline gelebilir.

İşsizlik, aile içi sıkıntı ve gerilimler. İş hayatımızda ki çalışma şartlarına ve temposuna göre değişen hata çok sıcak, çok soğuk havaya göre bile değişebilen birçok etgeni negatif yüklenmeler üzerimizde aşırı stres doğurabilir. Her ne kadar insan zihinde başlasa da vucudun tamamında devam eden bir oluşumdur.

Strese girdiğimizde kan şekerimiz yükselir, kalp atışlarımız artar, vücudumuzda kızarma, terleme gibi durumlar olabilir.

Hemen hemen hepimiz biliriz ki, stres altında olanlar, beden dillerinden hallerini belli ederler.

Fiziksel, duygusal, zihinsel, parasal, kimyasal (ilaç v.s) sebepler, çalışma saatlerinin uzun olması, gibi bir çok sebepler olarak uzatmak mümkündür.

Gündelik hayatımızın parçası haline gelebilen sinsi bir sorun olan, insan stresle yaşamaya ve bu gerçekle baş etmeye gayret etmesi gerekiyor. Çünkü çok hızlı bir çağda yaşıyoruz.

Kanser, kalp, tansiyon, Alzheimer, damar, kolesterol şeker, cilt hastalıklarına kadar bir çok hastalıklarla karşılaşma ihtimalimiz vardır.

Bakın uzmanlar Stresi gidermek için bazı önerilerde bulunuyorlar. Neymiş bunlar.

Fiziksel etkinliklerde bulunma. Spor, yürüyüş, koşu, plates, spor salonları, müzik, eğlence, sinema, sosyal yardım kuruluşlarında etkin rol alma gibi fiziksel açıdan etkin olmak insanın özgüvenini sağlar. Kötü düşüncelerden, kendini dinlemekten uzaklaştırır diye söylüyorlar.

Bir internet sitesinde izledim bir Profösör ne diyor.

” Hayatımızda hergün zorluklarla ve engellerle karşılaşıyoruz. Bunlar bizim büyümemize ve kendimizi tanımamıza yardımcı oluyor. Stres sinsice içimize girdiğinde birşeyler yapabilmek imkansız görünür. Hatta, yapılması gereken işlerden bizi alıkoyarak felce uğratır. ”

Eline almış oldu bir bardak suyun ağırlığı ne kadardır..? diye öğrencilerine sorar.

Melissa, yanıtlarmısın lütfen..?
Hocam 226 gr..?
Başka bir öğrencisi; 340 gr..?
Diğer bir öğrencide; 450 gr)..?”

diye devam eden cevapların ardından Profösör devam eder.

” Cevabın, bardağın mutlak ağırlığıyla bir alakası yok. Onu ne kadar süre tuttuğumla alakası var. Onu bir dakika tutsam, hiçbirşey olmaz. Bir saat boyunca tutarsam, kolum ağırmaya başlar. Ancak tüm gün tutarsam, kolum uyuşacak ve hissizleşecektir. Bardağın ağırlığı değişmese de, onu ne kadar uzun süre tutarsam, bana o kadar ağır geliyor. Stres ve hayatın endişeleri, bu bir bardak su gibidir. Bunları kısa bir süre düşünürseniz, sorun olmaz. Biraz daha uzun düşünürseniz, canınız yanmaya başlar. Ancak onları tüm gün düşünürseniz, hiçbir şey yapamaz olur ve kendinizi kitlenmiş hissedersiniz. Şunu her zaman hatırlayın. Bardağı yere bırakın.”

Evet Profesör doğru söylüyor sorun her ne ise o sorunu büyü(t)meden beynimizden, kalbimizden söküp atarsak sorunu kökten çözmüş oluruz. Yani bardağı elimizden bıraklım ağırlık yapmasın.

Birisi Hz.Ali (r.a)’a geldi ve dedi ki;

“O kadar dertliyim ki çok fazla sıkıntım var ki..!”

Hz.Ali (r.a);

“ İki soru soracağım, cevabını verip dermanını bulacaksın.” dedi.

Adam; “Sor Ya Ali..!” dedi.

Hz. Ali (r.a);
” Dünyaya geldiğin zaman bu dert seninle birlikte mi dünyaya geldi..?”

Adam; ”Hayır.”

Hz. Ali (r.a);
” Dünyadan giderken bu dert seninle birlikte olacak mı..?

Adam; ”Hayır” dedi.

Hz. Ali (r.a) son olarak şöyle buyurdu;

“ Seninle birlikte gelmeyen ve giderken de seninle birlikte olmayacak olan bir dert, senin bu kadar zamanını almamalı. Sabırlı ol. Yeryüzündekilere çok ümit bağlamaktansa yüzünü Âlemlerin Rabbine çevir. ” diyen Hazreti Ali (k.v) son sözü ne kadarda manidar değilmi.

“Yeryüzündekilere çok ümit bağlamaktansa yüzünü Âlemlerin Rabbine çevir.”

Belki de, yeryüzündekilere ümit bağlayıp, yarı yolda kaldığımız için yanıldık.

Belki de, ahireti unutup dünyaya fazla daldığımız, bağlandığınız için hatalıyız.

Belki de, uzmanların sadece dünyala ilgili çözümlerine kulak verip, neslimize dinini öğrenmesini kulak arkası ettiğimiz için yangınlardayız.

Belki de, sadece ev, araba, yat kat derdinde yada çoluk çocuğu daha iyi bir yere gelsin diye sadece dünya için yetiştirdiğimiz için sıkıntılardayız. Onların ahiretini mamur etmediğimiz için streslerdeyiz.

Belki de, sabah namazına kalkmayarak yada diğer vakit namazlarını kılmayarak yada kılsak bile o namazın hakkını vermeden, huşu ve eda ile değilde, gafletle kıldığımız için bir türlü huzur bulamıyoruz.

Belki de, Yavuz Sultan Selim’in Han’nın sözünü tersinden anladık ve dedik ki,

“Gamına gamlanıp, olduk mahzun. Demine demlenip, olduk mağrur.
Ne dem baki’nin, ne de gam baki’nin olduğunu unuttuk Ya hu..!

Belki de, ALLAH’a hakiki kul olmanın manasını yanlış anladık yada anlattık bu yüzden yanıldık.

Belki de, zikri gerçek tesbihlerle değilde modern tespihlere bıraktığımız için zikirsiz kaldık.

Belli ki, ‘Yüzümüzü alemlerin Rabbine çevirmediğimz için’ bu durumdayız.

[Toplam:5    Ortalama:4.4/5]
Gönderiyi Takip Et
( 5 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

8
Kimler Neler Demiş?

avatar
4 Comment threads
4 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
5 Comment authors
Oğuzhan AkipekŞeyma ŞahinyaseminsatirYusuf ÇEBİTuncay Yıldırım Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Tuncay Yıldırım
Üye

Yusuf Abi,

Kalemine sağlık. Yine çok güzel ve anlamlı bir yazı kaleme almışsın.

Görsele bayıldım. Çok anlamlı ve derin manalar taşıyor. Yazının başlığı da ayrı bir güzel olmuş.

Verdiğin örneklerden hepimize ayrı bir hisse düştüğünü düşünüyorum. Yüzümüzü Allah’tan başka şeylere döndürdüğümüzde bir süre sonra Allah’a bakacak yüzümüz de kalmayabiliyor.

Allahsız bir hayat anlamsız bir hayat demektir. Yazının özeti bu sanırım.

Allah razı olsun.

yaseminsatir
Üye

Yusuf Abi, yazınızı çok beğendim. Umreden geleli iki gün oldu. Okuduğum ilk yazı da çok anlamlı çok duygulandım. Kelamınıza sağlık.

Şeyma Şahin
Üye

Sayın Yusuf Bey; Sosyolojik konuya bu kadar ustaca değinmeniz takdire şayan… Çok verimli bir yazı olmuş… KALEMİNİZE VE EMEĞİNİZE SAĞLIK…

Oğuzhan Akipek
Üye

Yusuf Bey,
Alim ile zalim(nefsine zulmeden) arasındaki farkı ortaya koyan cümle Hz.Ali’den gelmiş. “Dertler bizimle birlikte mi geldi dünyaya?”
Kaleminiz daim olsun inşallah
Sağlıcakla kalın