-Ceylan’ları Su Başlarında Ney Çalarak Vurdular-

0
51

Ceylanların gözleri şiirlere, şarkılara konu olmuştur. Nedense seven sevdiğinin gözüne bakınca ya ‘ceylan gözlüm’ ya ‘ahu gözlüm’ ‘boncuk gözlüm’ ‘Kara-kömür gözlüm’ ‘mavişim’ ‘yeşil gözlüm’ gibi vs diye dudağından kelimeler dökülüverir. Yar ile göz göze gelince hep ceylanın gözünden dem vurulur, hep ondan söz edilir. Ayrıca ceylan, Leyla ile Mecnun’un hikâyelerine de çokça konu olmuştur.

Mecnun, Leyla’sına olan büyük aşkından dolayı onu aramak için kendini çöllere vurur. Aşkından deli divane olan, günlerce aç, susuz kalan Mecnun, bir dağ vadisine varır. Birde ne görsün gözlerinin güzelliği ile nam salmış narin bir ceylan. Dayanamaz ve yavaş yavaş yanına yaklaşır. Ceylanın gözlerini gören Mecnun, güzelliğine büyülendiği Leyla’sının gözleri aklına gelir. Ceylanın gözlerine baktıkça Leyla’sının gözlerinde kaybolur. Mecnun sanki ava gitmiş bir avcı gibi lakin ceylanın gözlerine hapsolmuş, ceylana av olmuştur. Meftun olduğu Leyla’sı ceylanın gözlerinde Mecnun’u tutsak etmiştir. Ceylanın gözlerinde sanki yeniden dirilip hayat bulan Mecnun gözlerine aldandığı ceylanı avlamaktan vazgeçer. İşte bir çift göz aşkı ancak bu kadar güzel anlatır.

Yada

Mecnun, Leyla’sını aramak için kendini çöllere vurunca çölde bir avcı, ceylanı tam boğazlamak üzereyken görür. Avcı narin yapılı ceylanı bağlamış, zarif boğazından tam kesecekken dur der.
– Ceylanın gözleri Leyla’mın gözleri gibi, ceylanıma kıyma ne olur!.. Ceylanları kesmek günahtır. der.

Avcı: Evde çocuk çocuk aç. Ya onlar ne olacak?.. der.

Mecnun parmağındaki çok değerli yakut yüzüğünü avcıya vererek ceylanını boğazlanmaktan kurtarır.

Leyla ile Mecnun’un ölümsüz aşklarını sembolize eder ceylanların gözleri. Bir dünya klasiği olan Leyla ile Mecnun’un aşkı birçok kültürde kullanılan ceylan Türk ve Arap kültüründe kendisine daha çok yer edinmiştir.

Anavatanı Kuzey Afrika olsada hemen hemen dünyanın bir çok ülkesinde bulunan ceylanlar, genelde sürüler halinde yaşarlar.

Göz pınarından üst dudağa doğru inen siyah çizgiler ceylanın gözlerini olduğundan daha da güzel gösterir. O nedenle gözlerinin güzelliği şiirlere, şarkılara, filimlere, yazılara hep konu olmuş ve olacak olan ceylan, dünyanın en güzel gözlerine sahiptirler.

Bir başka hikayede de arkadaşları ile ava çıkan Mecnun ceylanı ilk önce görürünce arkadaşları:
– İlk sen gördün Kays. Ceylan senin hakkındır. derler.

Mecnun, ceylanın peşine düşer. Ne kadar kovalasa da ceylanı vuramaz. Mecnun’la ceylan bir dere kenarında soluğu alır. Birde ne görsün sevdiği kadın, ceylan gözlüsü Leyla karşısında. Acaba bu bir rüyamı, serapmı diye düşünürken kovaladığı ceylan sırra kadem basar, ortadan kaybolur. O an sanki Leyla’sı çölde uzaktan su gibi görünen ışık yanılması gibi serap olmuştur birden.

Ceylanları su başlarında ney çalarak vurduklarını bilmezmisiniz?..

Bu ele avuca gelmez hayvan ney sesini duyunca ağaçların arasından ağır ağır ilerler, su kenarlarında yere oturur ve dünyanın en güzel gözleriyle hüngür hüngür ağlamaya başlarmış.

Pusuda ki avcılar da tüfeklerini o asil hayvana çevirir, rahatça nişan alır ve hep birden patlatırlarmış. Şimşek kadar çevik olan ceylan bir taş parçası gibi olduğu yere yığılırmış.

Sinsi, korkak, boş bulunca dalan, karşı durunca kaçan lanet şeytan kalbimizi boş bulunca dalar. Allah şeytanı hannas sıfatıyla bizlere tanıtmıştır. Pusuda ki avcı gibi bir türlü mutmain edemediğimiz nefsimizinde yardımıyla lanet şeytan her halimizi gözetip açığımızı kollar. Açığımızı bulmak ve yakalamak için sinsi sinsi bize yaklaşır, sinsice bize dalar. Kalp”‘te ancak Allah”ı anınca kurtuluşa erer, mutmain olur. İşte o zaman lanet şeytan kalpte durmaz hemen kaçar. Kalp Allah’ı anmaya devam ettiği sürece lanet şeytan kalbe girmeye bir yol bulamaz. Kalbe girmek ister fakat Allah’ı anınca Allah’ın nuru onu yakar. Böylece insan en azılı ve büyük düşmanı olan lanet şeytandan kurtulmuş olur.

Şimşek kadar hızlı olan, ney sesine kanıp, pusuya düşüp avcılara yem olan ceylan gibi işte bizimde kalbimiz uyanık olmazsa, nefs ve şeytandan kurtulamayız. Nefis ve şeytanın çeşitli oyun ve tuzaklarına yem olur, onun elinde oyuncak oluruz.

Eğer kalbimiz uyanık olup her daim Allah’ı anmakla meşgul olursa. Resulullah Efendimiz (s.a.v) buyurduğu gibi:
“Ey evlatçığım! Sana bazı kelimeler öğreteceğim. Allah-u Teâlâ’yı muhafaza et ki, Allah da seni muhafaza etsin. Allah-u Teâlâ’yı muhafaza et ki, O’nu sana yönelmiş bulasın. İstediğin zaman yalnız Allah’tan iste. Yardım dileyeceğin zaman da yalnız Allah’tan yardım dile.

Bil ki! Eğer bütün ümmet sana fayda vermek için toplansa, Allah’ın senin için yazdığından başka sana fayda veremez. Ve eğer bütün ümmet sana zarar vermek için toplansa, Allah’ın senin için yazdığından başka sana zarar veremez.”

İşte yalnız Allah’a sığınır, yalnız Allah’tan yardım diler ve yüzümüzü O’na çevirirsek işte o zaman hiç birşeyin bize zarar veremeyeceğini bilir, nefis ve şeytanın hile ve desiselerinden kurtulur ve korunuruz.

Şimdi anlatacağımız hamile bir ceylanın hikayesi kulağımıza küpe olacak nitelikte.

Hamile bir ceylan doğumu yaklaştığı zaman ormanın çok uzak bir yerine nehir kenarına gelir. Tam doğum anında birden gök gürler, şimşek çakar. Ormanda büyük bir yangın çıkar. Ceylan sağına döner ve ona ok atmak için pusuda bekleyen bir avcı görür. Soluna döner aç bir aslan onu avlamak için ona yaklaşır. Ceylan ya aslan onu avlayacak, ya avcı okunu atıp onu vuracak, ya ormanda yanacak ya da nehirde boğulacak. Dört bir yanı tehlikelerle dolu. Başka bir kaçış ya da kurtuluş yolu, imkanıda yoktur. Narin, zayıf ve güçsüz vücuduyla koşarsada en sonunda kurtulamayıp birine yakalanacak. Ceylan bu düşünce bu ahval ve bu vahim durumda iken gücünün yeteceği tek bir şeyi yapmaya karar verir.

DOĞUMUNA ODAKLANIR.

Sonra nemi olur. Şimşek çakınca avcının görüşünü kapatır. Ceylana yönlendirdiği ok yayından çıkar aç aslana isabet eder aslanı vurur. Aslan oracıkta ölür. Şiddetle şakır şakır yağan yağmur şimşeğin çıkmasıyla çıkan yangın, ormanın yangınını söndürür. Ceylan da sağ salim doğumunu yapar.

Kıssadan hisse; Hayatımız nefis ve şeytanın çeşitli hileleri ile her yönden bizi çepeçevre kuşatıp, sarılabilir.

Kötülükler, kötü insanlar, dostların, arkadaşların ve dahi ailen, çoluk çocuğun seni yoruyor, hatta arkandan kuyunu kazıyor olabilir. Maddi sıkıntılar, işsizlik, iş bozuklukları, buhranlar, sinir krizleri, çeşitli ruhsal hastalıklar, bunalımlar sayabileceğimiz daha bir çok sebep vs. Kalbine hakim olamadığın bir hata yani isteminin dışında başına gelen türlü zorluklar, türlü sıkıntılar, türlü belalar da olabilir. Meşhurdur, derler ya hani başında beladan da büyük bir bela ‘püsküllü bela’ da olabilir.

O an sen herşeyi unut, yapmaya gücünün yettiği şeye odaklan. Kalanını ‘künfeyekün’ ‘ol der ve olur’ diyen onsekizbin alemin ve tüm insanlığın hayatını çekip çeviren ve düzenleyen, ol deyince olduran RABBİNE bırak.

Çünkü “Sıkıntılar, sevgilinin gönderdiği misafirdir; gelir ve gider. Önemli olan gönderenin hatırına o misafire sabretmektir.” der Mevlana Hazretleri.

“Hiç şüpheniz olmasın, Allah’ın kullarına acıması, bu annenin acımasından kıyas kabul etmeyecek derecede fazladır.” “Allah bir annenin çocuğuna olan merhametinden çok çok daha fazla merhametlidir.” der, Nebiler Serveri (s.a.v). Allah Tealâ’dan asla ve asla ümidini kesme. Allah’a olan iman ve inançını asla ve asla kaybetme. Bütün acıların, dertlerin, sıkıntıların, kederlerin tek çare ve çözümü O’dur. O’nun hükmünde ve O’nun katındadır.

Şu da kulağına küpe olsun asla ve asla unutma ve hatırla.

“Eğer bir gün çok büyük bir derdin olursa; Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme sakın. Derdine dönüp de ki; Ey derdim senden çok ama çok çok daha büyük bir Rabbim var de!..” der yine Mevlânâ Hazretleri.

İnşirah tadında teselli ile bitirelim sözümüzü.

Unutmayalım ki isteyipte gerçekleşen veya gerçekleşmeyen her şeyin arkasında Yüce Allah’ın bizim için murad ettiği veya etmediği her şeyde bir hayır vardır.

[Toplam:2    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 0 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abone ol  
Bildir