BİR ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ Mİ

0
2

Bir süredir İstanbul Şehir Üniversitesi’yle ilgili görsel ve yazılı medyada yalan yanlış çeşitli bilgi veya bilgiler bilinçli olarak yayılıyor. Hani şehir efsaneleri vardır ya ağzımız açık hayret ve şaşkınlıkla dinleriz. İstanbul şehir üniversitesinin durumu tıpkı bu şehir efsanelerine döndü. Ağzımız açık hayret ve şaşkınlıkla izliyor, dinliyor ve okuyoruz. Çeşitli gazete ve yazarlar orkestra halinde, orkestrayı yöneten bir şeften talimat almış gibi topluca bu konuyu gündeme getirip köşelerine taşıyor. Biri bitiyor öbürü başlıyor. Sanki biri veya birilerinin kuyruğuna fena basılmış ki hatta yandaş dedikleri bazı gazeteler dahi bile bu konuyu kaşıyıp duruyor.

İstanbul şehir üniversitesi kapanma riski ile karşı karşıya. Bunun müsebbibide hükümettir diye veryansın ediyorlar. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Başbakanlık koltuğuna oturduğu anda kurucusu olduğu, yangında ilk kurtarılacak eşyaymış gibi İstanbul şehir üniversitesine hizmet etsin diye, bir ‘Tekel Fabrikasına’ ait olan, daha doğrusu hazineye ait olan İstanbul Dragos’taki milletin arsasını, İstanbul şehir üniversitesini kurmak isteyenlere tek kuruş para ödemeden bu çok kıymetli araziyi üniversiteye devreder. Kısaca satanda kendisi alanda kendisi. Al gülüm ver gülüm misali. Göya muhafazakar kesimin çocukları çalışkan, zeki, akıllı, başarılı olanları kendisinden olmadığını iddia ettikleri sadece dünyaya odaklı üniversitelere karşı kurulmuş gözüksede eğitim kadrosunda Fetöcü, Solcu, Gezici gibi bilumum bolca Erdoğan düşmanını bulunmaktadır. Sanki Davutoğlu’na taraftar, Erdoğana düşman bir genç nesil yaratılmaktadır. Ayrıntılara girmeden açıklamaya çalışalım.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, bu çok değerli araziyi İstanbul şehir üniversitesine devrettikten sonra üniversite yönetimi bir tek lira ödemeden aldıkları araziyi hiçte etik olmayan, kuralların da dışına çıkarak ipotek ettirip Halkbank’tan 370 milyon TL kredi çeker.

Fısıltı gazetesi boş dururmaz, aradan bir süre geçtikten sonra bu durumu birileri Türkiye mimarlar odasının kulağına fısıldar. Malumunuz Tayyip Erdoğan düşmanı Türkiye mimarlar odası boş durumu hiç. Chp’nin Anayasa mahkemesini suyolu yaptığı gibi Türkiye mimarlar odasıda Danıştay’ı su yolu yaptığından oda Danıştay’ın yolunu tutar. Devlete ait bir arazinin üniversiteye hemde bedavaya verilildiği için itiraz eder. Danıştay itirazı haklı bulup devletin arazisinin üniversiteye verilemeyeceği yönünde karar verir.

Asıl filim burda kopmaya başlar. Üniversite araziyi kaybedince Halkbank verdiği kredinin peşine düşer.

Hani bi tekerleme var bizde ‘Komşu Komşu Hu, Oğlun Geldimi’ diye başlayıp ‘Yandı Bitti Kül’ oldu diye biten o tekerleme gibi ipotek gösterilen o arsa tabiri caizse kül olup ellerinden gidince banka haliyle ödenmesi gereken kredi borçların ödemesi yapılmadığı ve yapılandırmak için bir çok kez üniversite yönetimiyle görüşme yaptığı halde malesef bir arpa boyu dahi yol katedemez. Üniversite yönetiminin ‘para yok’ demeye getirdiği için paranın ödemeyeceğini anlayan banka her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına yaptığı gibi yasal yollara başvurarak alacağını almak için yasal takip başlatır. İkinci bir filmde burda kopar.

Sonra ‘Yandı Gülüm Keten Helva.’ Tüyü bitmemiş yetim hakkı var o arazinin üzerinde. Kendiniz çalın kendiniz oynayın.

Elinden arazisi alınan üstüne üstlük borçlanan ve bu fırsatı kaçıran üniversite suçlu olarak mevcut iktidarı dolayısıyla düşmanı olduğu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı suçlar. Üniversite yönetimi ‘Biz Davutoğlu’na yakın olduğumuz için cezalandırılıyoruz’ diye veryansın eder.

Anlaşılan o ki devletin arazisine bir tek lira ödemeden konan üniversite kredi aldıkları parayı hiç edip devlet ödesin demeye getirir. İçlerinde ki Erdoğan nefreti öyle tavan yapmış ki vatanları ellerinden gitse dahi umurlarında bile değil.

Birde “Burada okuyan çocuklarımız perişan olacak, çocuklarımızın eğitimi yarım kalacak” gibi ağlamaklı edebiyat yapmaları yokmu. Hiç kimse endişe etmesin bu devlet ne bundan önce, nede bundan sonra kendi evlatlarını açıkta bırakmadı, açıktada bırakmaz. Bu devlet gerektiğinde kendi evlatlarının eğitimi için her türlü fedakarlığı yapar. O çocukların eğitimi asla yarıda kalmaz. Yeterki siz gölge etmeyin başka ihsan istemez sizden…

Ha birde üniversite yöneticisi Ömer Dinçer bey “Belki bir kolaylık sağlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gitmeyi düşünmedinizmi” diye size sormadılarmı. Siz burun kıvırıp “Ben ona gitmem. Ben hukuka güvenirim” diyerek neden hala başkalarının sazını çalıyorsunuz. Madem
hukuka güveniyorsunuz o zaman bankaya olan borcunuzu ödeyin. Bu fitne kapansın bitsin.

Hatta kurulduğunda üniversite heyetinin içinde olan ve size tam destek veren Murat Ülker aranızdan neden ayrıldı ve Ülker ayrılış gerekçesini açıklarken ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan bugüne kadar bize sadece ama sadece destek oldu. Ancak ben üniversite yönetimindeki arkadaşların borçlanma konusunda sıkıntılı hareket ettiğini gördüm ve dikkat edin diye uyardım” dedi.

Sizin bankadan çektiğiniz 370 milyon lirayı hiç ettiğinizi yani batırdığınızı söyledi. Sonra “Bize operasyon çekiliyor. Üniversitemiz Erdoğan tarafından hukuksuzca elimizden alınıyor” yalanına sığınıp mağduruz diyorsunuz. Minareyi çalan kılıfını uydurur diyorsanız bu kılıf o minareye çok kısa geldi uymuyor. Mağduruz ayakları yapacağınıza adam gibi çıkın açıklayın millete, bu parayı 370 milyon lirayı nereye harcadığınızı!.

İşin özü şu, eğerki mevcut iktidardan nefret ediyorsanız sağ partiliymiş sol partiliymiş teröre destek veren partiymiş bunun hiç bir önemi yok. Adaletmiş, hakmış, hukukmuş canı cehenneme. Kimin canı acıyorsa haksızda olsa hemen mağdurum da mağdur edebiyatı yapıp iktidar tarafından eziliyorum ve mağdurum yalanına sığınıyorsunuz.

Ne de doğru sözmüş “Kimsenin senin yanında görünmesine güvenme.
Karşına geçmesi için bir adım, düşman olması için bir lafın yeter.” demiş büyük dost “Sadi Şirazi Hazretleri k.s”

Tamda bu sözü tastikler nitelikte birbirine zıt dünya görüşleri çok farklı karakterler kendi menfaatleri için yan yana, omuz omuza vermiş biranda hiç ummadığın hayalini bile hayal etmediğin, edemediğin ittifaklar çıkıyor karşına. İstanbul şehir üniversitesi rektörünün karşısında bağzı milletvekilleri, Chp genel başkan yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ve İstanbul il başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu görünce işi duygusallığa bağlar. ‘İktidar bizi siyasi sebeplerle cezalandırıyor.’ diye iddia ederek mağduriyetin dik alasını yapıyor. Chp ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun işleyen bu süreç içerisinde her daim yanında olduğunu söyleyerek, kendilerine teşekkürlerini iletir…

Ne ilginç değilmi aynı seçimlerdeki gibi acayip bir tuhaf ittifaklar zinciri.

Çok değerli bir arazinin kurucusu olduğu üniversitesiye bağış yapan eski bir Başbakan, Bankadan 370 milyon lira çekerek araziyi ipotek ettirip borcumu devlet ödesin diyen bir üniversite, Danıştaya peşkeş çekilen araziyi şikayet eden Erdoğan düşmanı solcu bir Türkiye Mimarlar odası, Haksızlıkla aldıkları arsayı yapılan şikayet sonunda şikayeti haklı bularak ve devletin hazinesine iade eden Danıştay.

“İlginçlikler halka halka nasılda birbirine bağlanıyor.”

Ve CHP o üniversite yönetiminin arkasında durup destek veriyor. Üniversite yönetimi de kendilerini Danıştaya şikayet eden solcu Türkiye mimarlar odasını değilde iktidar partisi dolayısıyla hepsinin düşmanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı suçluyor.

Geçiniz efendim derdiniz binlerce öğrencinin mağdur olması kamu arazisi, üniversite, banka kredisi, eğitim, sağ-sol falan değil.

Derdiniz ülkenin başında dindar, yerli ve milli olan bir adamın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olması.

Sonra, sonrası malum. Bu ülkenin yönetimine talip olan, dört bir yanı ateş çemberi olan bir üniversiteyi dahi yönetmekten aciz kalan Davutoğlu Türkiye’yimi yönetecek. Geçiniz efendim geçiniz. Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi:

“İslam korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzlarında yükselecektir.”

[Toplam:0    Ortalama:0/5]
Gönderiyi Takip Et
( 0 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abone ol  
Bildir