7 HAZİRAN GÜNÜ NELER YAŞADIM

2
148

Yaşım itibarı ile sandıkta görev alamıyor, lakin müşahit olabiliyordum. Bir önceki günün gecesinde son kez kanun kitapçığına göz atıp uyudum.

Sabahın ilk ışıklarıyla, okula doğru yol aldım. Eş dostla birlikte sandıklara dağıldık.

Gözlerde umut ve heyecan birikmiş, bir an önce akşam bekleniyordu. Ve zorlu gün başladı.

Gün, daha ilk dakikalarında ne kadar çetrefilli geçeceğine dair göz kırpmıştı. Bütün partilerin temsilcileri yerlerini almak için okulda fır dönüyordu.

Dışarıdan CHP-HDP ittifakını yorumlamak artık zor değil. Ben sandıkta bizzat şahit oldum. Birlikte organize olmuşçasına hareket ediyor ve boşluklarını birbirleri tamamlıyordu.

Seçimden önce sahada da bunu görmek çok zor olmadı. Birbirlerinin saha çalışmalarına yardım ettiklerine, hatta FETÖ’nün o zaman ki bağımsız adayının broşürlerini kimlerin nasıl dağıttığına tanık oldum.

Velhasıl, oy kullanma işlemleri başladı.

Her seçimde olduğu gibi tartışmalı oylar, geçerli mi geçersiz mi kavgaları derken oy kullanma süresi bitiverdi.

Heyecan artık gözlerimizden taşıyordu.

Oylar açılmaya başladı.

Çetele tablosunu tutarken, her işaretlediğim oyla birlikte acaba diğer sandıklar nasıl diye düşünüyordum.

Ve sayım işlemleri tamamlandı.

Sonuçları bir an önce görmek için okul koridorunda tanıdığım arkadaşlarımın yanına gittim.

Ellerinde telefonla Türkiye genelindeki sonuçlara bakıyorlardı.

‘’Nedir abi sonuç?’’

‘’Yetmedi…’’

‘’Nasıl yani?’’

‘’Bu sefer olmadı…’’

İnanmak istemedim o an.

Birkaç dakikaya toparlanıp bakınca, AK Parti’nin tek başına hükümet kuramadığı haberini aldım.

Ve aklıma ok gibi saplanan o sahneler etrafımda oynanmaya başladı.

Diğer partililer de, aynı bizim gibi telefonlardan seçimi heyecanla takip ediyorlardı. CHP grubu okulun muhtelif köşelerinde sevinç çığlıkları atıyordu.

Gayet normal değil mi?

Kafamı öteki tarafa çevirdiğimde ise HDP grubunun ‘’Bu sefer oldu. Kurtulduk!’’ nidalarıyla mutlu olduklarını gördüm.

Bu da ne demek oluyordu peki?

Bir diğer yanda farklı isimler altında tekinsiz tiplerin kümelendiği sandık görevlileri…

Onlarda aynı şekilde sevinç çığlıkları atıyorlardı…

Sabahtan beri sandıklara baykuş gibi tüneyip sıkıntı çıkarmaya, ortalığı karıştırmaya çalışan kim varsa nefret ve öfkelerini sevince terfi ettirmişlerdi.

Kendimi bildim bileli ilk defa, tek başına iktidar çıkmayan bir seçime şahit oluyordum.

Etrafımda bu kadar çakalın, intikam güdüsüyle havalara sıçradığını gördüğüm anda aklıma televizyondan hatırladığım; babamın annemim anlattığı eski yıllar geldi.

Koalisyon görüşmeleri…

Pazarlıklar…

Kurulamayan hükümetler…

Bozulan ekonomiler…

Aç kalan memurlar…

Borç alınan IMF’ler…

Ve daha nicesi…

Sandıkların, Yüksek Seçim Kuruluna gitmesiyle beraber okuldan ayrılıp büroya gittim. Herkes televizyonun etrafında toplanmış bekliyordu.

Yüzlerdeki ‘’Şimdi ne olacak?’’ sorusunu duymamak için sağır olmak gerekirdi.

Eşyalarımı toparlayıp eve doğru yola çıktım.

Arka sokaktaki merdivenlere varmıştım ki, gözümden bir iki damla yaş geldi.

Herhangi bir vekil meclise giremedi diye mi?

Hayır…

Beni az çok tanıyan herkes bu kadar küçük hesapların içine girmeyeceğimi bilir.

O an gözümün önünde bir resim canlandı. Yer Suriye, yer Şam, yer Filistin, yer Gazze…

Erdoğan’ı ‘’One minute!’’ ile birlikte gönlüne basan ve onu son umut olarak gören bir anne…

Hemen kucağında, bombalar altında arkadaşlarıyla evcilik oynamaya alışmış kızı…

”Acaba duymuş olabilirler mi?” diye sordum kendi kendime…

Peki duyduysa kızına ne demiştir…

‘’Son kale de düştü kızım…’’ mı demiştir?

Yoksa, ‘’Gayrı toprak üstünde hakkı söyleyecek bir yiğit kalmadı kızım…’’ mı demiştir?

İşte bunu düşününce gözümden yaş geldi.

Elbette bu bir son değildi. Umutlar ilk günkü kadar yeşil ve tazeydi…

Lakin o ruh haliyle bunları düşünmek duygulandırmıştı beni.

Eve vardım.

Televizyona baktığımda bir kanalda, ellerinde Atatürk posterleriyle sevinen insanlar gördüm.

Onlarca; ekonomimiz tam batacakken son anda tutulup tekrar çıkarılmış, irtica tam kapıdan girecekken kapı yüzüne kapatılmış, laiklik tam elden gidecekken dört kolla kucaklanıp yerine oturtulmuş, Erdoğan tam ülkeyi bölecekken ülke tekrar toparlanmış, kutuplaşan toplum birbirine sımsıkı kucaklaşmıştı.

Buna seviniyorlardı.

Öteki kanalı açtığımdaysa anlam veremeyeceğim bir tabloyla karşılaştım.

Ellerinde apo resimleri ve sözde bayrak paçavralarıyla sevinen terör yanlılarını gördüm. Bir yandan polise molotoflar atılıyor öteki yandan sokak aralarında lastikler yakılarak güvenlik güçleri engelleniyordu.

Ve hemen peşine, Gezi’de AKM duvarına ‘’Kes sesini Tayyip!’’ posterini asan marjinal illegal örgütlerde onlara katıldı.

Anlamakta zorluk çekiyordum.

Bölücü, hırsız, ekonomiyi batıran, huzuru bozan bir adamdan kurtulan memlekette bölücü teröristler sokağa çıkmış bayram havasında ortalığı yakıyorlardı.

Bir yanda Erdoğan’dan kurtularak ülkenin hayrına bir seçim olduğunu düşünen CHP’liler Atatürk posterleriyle sevinirken; öteki yanda ilk fırsatta apo’nun heykelini dikip özerklik ilan etmek için gün sayan teröristler sokaklara dökülmüştü…

Yoksa o fırsat bugün müydü?

Ki hemen devamında özerklik çağrıları yapılmaya başlamıştı.

Onlarca Kürt vatandaş katledilmiş, bir o kadarı da yaralanmıştı.

Evet kardeşim. Yanlış duymadın.

Birilerine göre bu ülkeyi bölüp parçalayan partinin tek başına iktidara gelemediği günün hemen ardından özerklik açıklamaları yapılmaya başlandı.

Ekonomiyi batırdığı söylenen partinin tek başına mecliste çoğunluğu elde edemediği günün akşamında, payımıza düşeni almıştık. İstikrarın bozulmasından sebep paramız değer kaybetmişti.

Tüm bu olanlara bir anlam vermeye çalıştığım zamanlarda haberlerde bir video gördüm.

CHP’li vekil Şafak Pavey, HDP Genel Başkanı Selahaddin Demirtaş’ın yanına gelerek elini uzattı ve şöyle söyledi

‘’Birlikte iyi salladık…’’

O dakika taşlar iyice yerine oturdu.

Ve yine kendi kendime tüm eleştirileri düşünmeye başladım.

Evet…

Ülkeyi bölen, ekonomiyi batıran, dini istismar eden, toplumu kutuplaştıran, dünya ile bağlarımızı koparan, çalan, çırpan, vizyonsuz, eski kafalı, çevresini ve cebini doldurmaktan başka iş yapmayan, partiyi iyi yönetemeyen, halkla bağlantısı kopan adama bir ders vermiştik(!)

Peki şimdi?

Bundan sonra ne olacaktı?

Belli ki ders verdiğimizi, sanırken sınıfta kalan biz olduk…

Biz ders verdiğimizi sanırken aslında 7 Haziran günü sandıkta bekleyen çakalların sokaklara inip ortalığı yakmasına, ülkeyi bölmelerine en büyük fırsatı vermiş olduk.

Şimdi sen diyeceksin ki ‘’E tamam da ben Erdoğan’ı yalnız bırakmıyorum ki… Sadece parti seçimlerinde partisini desteklemeyeceğim o kadar…’’

Aslında böyle düşünmenin en büyük sebebi; referandum döneminde, meclisin yeni sistemdeki öneminin iyi anlatılmamış olmasıdır.

Ben kısaca sana şöyle anlatayım. Eğer, Erdoğan seçilir fakat mecliste muhalefet çoğunluğu sağlarsa hem seçimleri iptal ettirebilir hem de senin seçtiğin cumhurbaşkanını yargılayabilir…

Yani sokakları yakan yıkan ve onlara alkış tutan ne kadar çakal varsa önce meclise sonrada meydanlarda milletin başına bela olacaklar.

Erdoğan’ı çakalların masasına yem edecekler.

Erdoğan’ın meclisteki kanadını kıracaklar.

Şimdi soruyorum sana!

24 Haziran gecesi kim kime ‘’Birlikte iyi salladık diyecek?’’

CHP-HDP-FETÖ-PKK mı?

Yoksa milli cepheyle Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ve MHP mi?

Ben sana cevabı açık açık söyleyeyim kardeşim.

Ya bu dağda çakallara yem olacağız, ya da bu dağın kurdu biz olacağız!

Karar senin!

Kurt olmakta bir mühür, çakal olmakta…

[Toplam:5    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 2 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
2 Comment threads
0 Thread replies
1 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
ElisMeryem Melek Ayyıldız Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Meryem Melek Ayyıldız
Üye

Fazla uzun bir yazı olmuş.

Başlığınızda daha ilgi çekici olabilirdi diye düşünüyorum.

Onun haricinde vermek istediğiniz mesaj gayet anlamlı.

Kaleminize sağlık! 🌺

Elis
Ziyaretçi
Elis

Çok iyi severek okudum 👏