Yeniden Hissetmek

11
75

Henüz bir yaşına gelmemiş bebeklerine camdan dışarısını seyrettirdiklerinde çok şaşırdığını fark eden annesi ve babası, bebeklerinin şaşkınlığına bir anlam veremediler. Bebeğin küçük suratında öyle masum ve gerçek bir şaşkınlık vardı ki yanındakilerin onu izlediğinden bile habersiz dudaklarını aralamış, gözlerini yusyuvarlak açmış kıpırdamadan bakıyordu. Ne olduğunu, bebeğin nereye baktığını merak eden annesi ve babası da aynı yere baktılar.  

Dışarıda hareket eden, ışıkları yanan ya da bebeğin dikkatini çekebilecek bir şey göremediler. Boş bir bahçeye bakan bebeğin, her zamanki saf ve anlaşılmaz hareketlerinden birisi zannedilen bakışında aslında bir anlam vardı. 

Hiç yaşamadığı bir şaşkınlıkla baktığı yer o an için her şeyden önemliydi. 

Bebek, hayatında ilk kez bir ağaç görüyordu. 

 

Misafirliğe gelen akrabalarının çevreyi aşırı incelemelerine bir anlam verememişti. Neredeyse her sokakta durup ciddi ciddi etrafı inceliyorlar, yolun ortasında dikilerek beklettikleri yetmiyormuş gibi bir de kendi aralarında konuşuyorlardı. Hızlıca yürüyüp geçmemeleri saçma geliyor, bir an önce çevre gezisini bitirip evde çay sohbeti yapmayı hayal eden ev sahibinin sabrı zorlanıyordu. 

Dayanamayıp nereye baktıklarını sorduğunda, cevap almak yerine “Bu harfler, yazılar ne anlama geliyor biliyor musun?” sorusuyla karşılaşan ev sahibi durumu biraz daha garipsemişti. Bilmediğini söylese de bir müddet daha ardı kesilmeyen farklı sorulara muhatap kaldı. 

Cevap vermeye çalıştıkça yaşadığı yeri ne kadar az tanıdığını idrak etmeye başlamıştı. Çocukken biriktirip arkadaşları ile oyun malzemesi yaptıkları taşlardan misafirlerin hatıra olarak alması karşısında boşluğa düşen beyni karıncalanmaya başlamıştı. 

Misafirler, ağırlandıkları mahallede bulunan tarihi eserleri ilk kez görüyorlardı. 

 

Üşüyor, battaniyeye sarılarak ısınmaya çalışırken bir yandan da battaniyenin kenarlarını kontrol ederek açık yer kalmadığından emin olmaya çalışıyordu. Televizyon kumandasını bile battaniyenin içinden tutuyor, kanal değiştirmek istediğinde sadece kumandanın ucunu dışarı çıkartarak içeriden düğmelere basıyordu. 

“Acaba atkı giysem faydası olur mu?” diye düşünürken kapı çaldı. Isıttığı ve iyice yerleştiği yerden istemeyerek te olsa kalkarak sırtında battaniye ile beraber kapıyı açtı. Apartman önündeki karları temizlemekten gelen abisi içeri girer girmez üstünü çıkarmaya başladı. Paltosundan başlayarak atletine kadar soyunup bir müddet öylece oturduktan sonra pijamasını giydi.  

Abisinin “Üşümüyorum” demesine kızan ev halkı, hastalanmasından çekinerek ne kadar ısrar ettilerse de bir müddet giyinmesini sağlayamadılar. 

Aynı ortamda oldukları halde abisi gibi sıcağı hissetmiyorlardı. 

 

İçinde bulunduğu çevreye uyum sağlamak için tasarlanan organizmalarız. Beynimiz, çevremizdeki sabit değerleri bir müddet sonra yadsımaya başladığı için o konuda hissizleşmeye, algılayamamaya başlıyoruz.  

Algı körlüğü yaşanmaya başladığında iyi veya kötü ne varsa hepsi kapanıyor, his ve algı kayboluyor. 

Tarihi eserler içinde doğup büyüyen kişinin tarihi yapılardaki detayları fark edememesi, farkında olmadan ilgilenmemesi, beyindeki algı mekanizmasının çevrede sıklıkla görülen görüntüleri kapatmasından kaynaklanıyor. 

Sadece ve sadece farklılıkları, değişen şeyleri görebiliyor ve hissedebiliyoruz. Gündelik yaşantımızda sıradan olmayan şeyler hemen dikkatimizi çekiyor ve ilk kez ağaç gören bebek gibi elimizde olmadan ilgileniyoruz. 

Çevremizdeki değişikliğe tepki verdikten sonra uyum sağlıyor ve yeniden tepkisizleşiyoruz. Eve giren abinin içerisini sıcak bulması gibi önce soyunuyor, bir müddet sonra giyinmeye başlıyoruz. Algı ve uyum mekanizmalarımız bunu gerektiriyor. Bir müddet sonra ağaçlar ilgimizi çekmiyor. 

Monotonluğumuzu kırıp, soğuğun üstüne üstüne gidip dışarı çıkmadığımız sürece evdeki sıcağı fark edemiyoruz. 

Monotonluğumuzu kırıp farklı yaşamayınca çevremizi fark edemiyoruz, kendimizi fark edemiyoruz. 

Belki de hiç denemediğimiz için battaniyeden çıkamıyoruz. Uyum sağlamamızın faturasını başka yerlere keserek “Soğuk” diyerek sürekli şikâyet ediyoruz. Sıcak evimizde üşümemek için battaniyeye daha fazla sarılıyoruz. 

Hayatın sıcaklığını “yeniden hissetmek”, “fark etmek” için monotonluğu kırıp battaniyeden çıkmaya ihtiyacımız var. 

Belki de zannettiğimiz gibi değil…

[Toplam:5    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 6 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

11
Kimler Neler Demiş?

avatar
6 Comment threads
5 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
6 Comment authors
Bünyamin KılıçGülçe🌹kbrnurrrŞeyma ŞahinOğuzhan Akipek Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Tuncay Yıldırım
Ziyaretçi
Tuncay Yıldırım

Oğuzhan Bey

Aynen dediğiniz gibi. Ne güzel bir yazı yazmışsınız. Çok beğendim.

Hayattan ümidini kesenlere, bugünlerin moda tabiriyle “tükenmişlik sendromu” yaşayanlara bu yazı ilaç gibi gelir.

İçimizdeki yaşama sevincini tekrar diriltmek için mutlaka herşeyi yeniden hissetmeli, o şeyi ilk kez görüyormuş gibi algılarımızı buna ayarlamalı ve hayatın kendisinden bizzat lezzet almalıyız.

Çok güzel bir deneme yazısı olmuş. Tebrik ederim. Kaleminize sağlık.

Şeyma Şahin
Üye

”Sıcak evimizde üşümemek için battaniyeye daha fazla sarılıyoruz. ”
Dolu dolu bir yazı olmuş…
KALEMİNİZE VE EMEĞİNİZE SAĞLIK…

kbrnurrr
Üye

Rabbim kaleminizi muvaffak eylesin
emeğinize sağlık gerçekten öyle güzel bir yazı olmuş …

Gülçe🌹
Üye

Oğuzhan Abi yine güzel bir yazı kaleme almışsın tebrik ederim.
İnsanlar bu hayata neyi görmek istiyorsalar öyle bakarlar. Olumlu veya olumsuz. Aslında her sey bizim gözümüzde 🌹
(belki de elimizde)

Bünyamin Kılıç
Ziyaretçi
Bünyamin Kılıç

Kaleminize, yüreğinize sağlık çok güzel ifade etmişsiniz. Hissetmek ve algılamak, küçük veya yetişkin, her insan için öğrenme yolculuğunun ilk aşamasıdır. Bu yolculuğun ‘azık çantasında’ merak ta bulunuyorsa insan dolu dolu yaşayabilir hayatını.