Üç Çocuk, Üç Kitap

2
60

Biraz geç kaldık, ne dersiniz? İşe, okula, eve, iftara, belki de hayata. İnsan olmaya, insan gibi davranmaya. Çok geç kaldık. Uzakta birer nokta artık hepsi. Koşuyoruz, ama hayata koşarak yetişemeyiz farkında değiliz. Koşuyoruz ama insan olmak koşmak demek değil, onun da farkında değiliz.

 

Tabii, bu farkındalık da biraz gecikti. Dizlerimiz parçalandı yere düşmekten, anca gördük. Koşarken sızladık, ağladık, üzüldük. Kilometrelerce, yüzyıllarca. Tüm insanlık anca canı çok ama çok acıyınca fark etti yarasını.

Kalbimiz parçalandı ölüm görmekten, gömüldükten sonra fark ettik. Binlerce mezar, hepsi dolu. Arsalar aldık mezar yapmak için, yıllar geçti. Yıllar… Tüm insanlık anca canı çok ama çok acıyınca fark etti yaptığını.

“Üç çocuk, üç kitap.” Size böyle bir cümle kursam, ne anlarsınız? Önceden, yani yıllar öncesinden bahsediyorum. Çocuğa çocuk, kitaba kağıt. İleri zamanda kurulsa bu cümle, ne anlarlar? Çocuğa çocuk, kitaba yaşam. Biraz daha ileri, çocuğa yaşam, kitaba yaşam. İnsanlar kitaba değer verdi ve çocuklar değer kazandı. Üç çocuğu vatana, milletine, ailesine ve kendisine kazandırmak için üç kitap gerek bize. Denklem bu. Yıllarca anlamadığımız denklem, buydu. Fakat bir şey oldu. Bir an, bir olay. Nasıl, ne zaman hiç bilmiyorum. Ama sanki yirminci yüzyıl bitmişti, yeni bitmişti veya bitmek üzereydi. Yirmi birinci yüzyıl başlamıştı, çok geçmemişti veya başlamak üzereydi. O an bir şey oldu bize. Yerine gelmeye başlayan ayarlarımız, koşmaktan bıkan ayaklarımıza bir şey oldu. O andan şimdiye uzanan bir şey oldu. O şey yüzünden şimdi çocuk; ölü, çekici. Şimdi kitap; silah, itici. Kitaplar silahtı evet, ama asla çocuğa doğrulmazdı. Elif Şafak’ın Mahrem’i 1999, Ayşe Kulin’in Gece Sesleri 2004, Abdullah Şevki’nin Zümrüt Apartmanı 2013 yılında basılıyor. Günümüze kadar geliyor, koşuyor, yürüyor. Ödüller alıyor, insanlar okuyor. 2019 yılı olunca insan duruyor! Dizleri acıyor, kalbi acıyor. Mezarlıklar geçiyor. Mezar taşları dikkatini çekiyor. Doğum yılı, ölüm yılına çok yakın. Kalbi parçalanıyor.

Çocuk büyümüş, serpilmiş. Sevimliliğinden eser kalmamış bir güzellik veya yakışıklılıkta sanki. Büyük amcaların, teyzelerin dikkatini çekmeye başlamış.

Size, yazıklar olsun. Mert, Ecrin, Leyla… İsmini bilmediğimiz, duymadığımız melekler. İsmini susturduğunuz, konuşmadığınız melekler. Üç kitaba, üç çocuğu veriyoruz. Satış fiyatı bu. Çocukları göz göre göre satıyoruz. Geç kaldık. Konuşmaya geç kaldık özellikle. Mesela tutuklanıp bir süre sonra serbest bırakılan Abdullah Şevki insan olmaya çok geç kaldı. Okunan, okunan ve durmadan okunan Elif Şafak, adının hakkını vermeye çok geç kaldı. Dik duramadı, dik duracak şeyler yapmadı. Bir zamanlar yaşıtlarımın bile elinde kitabını gördüğüm Ayşe Kulin, genç olmanın sadece bel altı düşünmekten ibaret olduğunu beynimize nakşetti satırlarında. Geç kaldı.

Biz çocuklara geç kaldık, yetişemedik. Oysa onlardan büyük bacaklarımız, onlardan hızlı ayaklarımız vardı. Koşmaya merakımız zaten nirvana! Nasıl oldu da bu kadar yıllar geçti? Nasıl oldu da o çocuk yere düştü? Nasıl oldu da biz onu kaldırmadık?

 

Siz koşmaya devam edin. Yakalamaya çalıştığınız her neyse, koşun. Pedofiliye alkış tutan herkes koşmaya devam etsin. Fakat, siz diğerleri, güzel insanlar. Mezarların yanından yavaş yürüyen güzel insanlar. Durun ve bakın o beyaz taşlara. Tarihlerin yakınlığına bakın. Ve o üç çocuğu hangi üç kitabın tükettiğini düşünün. Konuşun ve yıllar sonra olacak bu şey, şimdi olsun. Çünkü koşmak, bir yere yetişmek demek olmaz bazen. Kimisinin on yılı aşkın sürede yetiştiği yere siz bir günde yetişebilirsiniz.

Neticede çocuk yaşam, kitap yaşam. Çocuk ölürse kitap ölür, kitap biterse çocuk.

[Toplam:0    Ortalama:0/5]
Gönderiyi Takip Et
( 2 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Ayşe Betül ElitokKübra Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Kübra
Ziyaretçi
Kübra

Tek kelimeyle müthiş bir yazı olmuş bir nefeste okudum okadar samimi ki eline yüreğine sağlık…