Onları Görmeyene Kadar Yürü

2
34

Biz ne kadar kör olabiliriz daha? Gözümüzün önündekiler, bize anlatılanlar, yaşadıklarımız. İnatla şahit olduğumuz şeyleri olmamışız gibi söylememiz. Utanç, haya, edep kalmaması hiçbirimizde.

Hani gözler vardır ya. Her şeyi açığa çıkaran. Duyguların son durağı ya da kalbin yansıdığı yer.

İşte bizim gözlerimiz kapkara. Lekeli. Ve ben o irisleri görmemek için kör olmak istiyorum. Ama dedim ya, daha ne kadar? Ne kadar göremeyeceğiz ölü çocukları, savaşları. Telefonumuzdaki şer yuvalarını ne kadar göremeyeceğiz.

Wattpad adında bir uygulama var, duymanız muhtemeldir. İnsanlar bu uygulamayı ücretsiz indirip üye oluyor ve kitap yazıyorlar. Bu kitaplara milyonlarca kişi erişim sağlayabiliyor. Herkes istediği şeyi yazmakta özgür, bir engel yok. Ben küçükken tanıştım bu uygulamayla. Kitaplara aç ve okumaya meraklı bir ilkokulluydum. Ailem bana sınırlarımı öğretmişti ve ben kendimi yaşıtlarımdan daha rahat koruyabiliyordum. Mesela bir cinayet haberinin ne denli kötü bir şey olduğunu veya ölümün anlamını biliyordum. O yüzden bu uygulamaların tehditlerine karşı bir kalkanım hep vardı. İlk başlarda sadece okudum. Hoşuma giden kitapları bir bir ekledim kütüphaneme. Okudukça kaşlarım çatıldı, bir yanlış vardı. Ama bırakmadım, şiir yazıp onları yayımladım. Yazdım, sildim veya yine yazdım. Bir zaman sonra neden kitap yazmıyorum dedim ve bir kağıda ufak kurgular not ettim.

Büyüdüm, büyüdüm. Bilirsiniz, okumaya meraklı herkes önüne gelen her kitabı okuyabilir. Ben de öyleydim, kontrolsüz bir şekilde okuyordum. Fakat bu yaptığımın yanlış olduğunu fark ettim. Ölümden başka kelimeler de öğrendim. Anlamları çok kötüydü.

Önceden sadece “yetişkin içerik” kategorisi bulunan bu uygulamada, şimdi görüp görebileceğiniz her türlü ahlaksızlıklar cirit atıyor. 2016 veya 2017 senesinde gelen güncelleme ile “Sapık, üvey, ensest, tecavüz, yaş farkı, cinsellik, şiddet, sadist, töre” gibi etiketler doğdu ve büyüdüler. Benimle birlikte. Her neyse, yazıyordum ben de. Fakat ne fark ettim sonra biliyor musunuz? O ufak ufak yazdığım kurgular o kadar sıradandı ki. Kınadığım şeyleri yazmamıştım ama kınadığım tarzda yazmıştım. Devrik cümleler, anlamsız olaylar, saçma konuşmalar. Tam da ilgi çeken kitaplar gibiydi. Dur, dedim. Sildim. Tamamen sildim bu uygulamayı. Kafamı toplayınca bir daha yükledim ve bu sefer tamamen bilinçli bir şekilde yazdım ve okudum. Son birkaç yıldır da okuyup eleştiriyorum. Kendi içimde tabii.

Fakat şimdi buraya yazma ihtiyacı hissediyorum. Çünkü istesek de istemesek de etkileniyoruz bunlardan.

Wattpaddeki görüp görebileceğiniz çoğu kitapta bir kötü çocuk ve bir masum kız hep var. Ya da üvey abisiyle başka bir samimiyeti olan gençler var. Ya da öğretmenine aşık olan, ya da zoraki evlendiği kocasından şiddet görüp ve tacize uğrayıp sonradan ona aşık olan kadınların hikayesi var.

Gel deyince gelen, git deyince giden türden.

Ve bunu yazan da bir kadın. Hatta kız çocuğu. On sekizine basmamış kızlar kitaplarının açıklamalarına “+18” yazıyor.

Şimdi size büyük ve elim bir soru soracağım. Dokuz yaşında girmiş bulunduğum bu mecrada benim bilincimde olmayan yaşıtlarım ne yapıyor şu an? Benim gibi bir ailesi olmayan, çocukken haber izlemeyen veya sosyal sıkıntılardan bir gıdım haberi olmayan o çocuklar. Beyinleri hangi iğrenç kurguyla yıkanıyor?

Size komik bir şey söyleyeyim mi? Bu kitaplardan bazıları basılıyor bile. Acınası… Yoksa değil mi?

Kadını bir obje olarak gören ve tecavüze alkış tutan bu insanlar halkın içinde nasıl davranıyor? Bu zihniyetlerin çocukları kim? Satır arası yorumlarda bir adamın bir kadını taciz ettiği o sahneye “Helal!” “Durma!” gibi şeyler yazanlar kim?

Ha güzel kurgular var mı? Var. Hem de bazıları yıllardır yazan insanlara taş çıkartır. Fakat o cevherlere ne oluyor biliyor musunuz? Bu ergen kurgularının arasında çürüyüp gidiyor. İğrenç kitaplar milyonlarca tıklanma alırken en sağlam kurgulara sahip kitaplar on bin tıklanma alıyor. Çünkü insanlar ergenlik döneminde yüklüyorlar bu uygulamayı ve dürtülerinin hoşuna bu tip şeyler gidiyor. Onlar büyüyor, yarının aciz kadın/erkekleri oluyorlar.

Körüz. Hem de o kadar körüz ki, hepinizin önünde dokuz yaşında bir çocuğun beyni yıkatılıyor ve umrunuzda değil. “Sonuçta okuyor abi ya,” deyip geçiyorsunuz. Bazıları da var ki gözlerine dar bir dürbün dayıyor ve belli bir kısmı görüyor. Sadece adını duyduğu bir kitaba sırf wattpadden çıkmış diye ergen kitabı sıfatını yapıştırıyor.

Bu da bir nevi körlüktür.

Çünkü siz o uygulamanın içindeki şeyleri görmeden çocuğunuza izin vermenizle, sadece adını duyduğunuz bir kitabın içine bakmadan çöpe atmanız aynıdır, önyargıdır.

Bizim yazar yetiştirmemiz gerek, iğrenç zihniyetler değil. Güçlü kadınlar görmemiz gerek, saygın erkekler görmemiz gerek. Düştüğümüz bu çukurdan bizi gerçek kalemler kurtarabilir. Bizim var olanı düzeltmemiz gerek. Kim dinliyor? Kimse. Fakat dinlemiyorlar diye susacak mıyız? Hayır! Daha çok bağıracağız. Onlar duymazsa onların gerisinde kalanlar duyabilir.

Tabii, iş burada bitmiyor. Bir tek telefonda değil bu sapkınlıklar. Ara sokaklarda, caddelerde, yetimhanelerde, kamu alanlarında, evlerimizde, televizyonda. Wattpadden önce diziler vardı, dizilerden önce filmler vardı, filmlerden önce batılaşmış insanlar vardı. Penceresinde sarı çiçek olan evlerin önünden sessizce geçen bir milletken beyni tertemiz insanların kulaklarına kötüyü bağırmaya başladık. “Ne güzel kadın!” dedik. “Susuyor, itaat ediyor ama arada da pençelerini gösteriyor. Kadın gibi kadın bu. Başka erkeklere asla bakmıyor sen kadınlara bakınca da sesi çıkmıyor. Çıkarsa ya da bakarsa döversin, boşver. Erkeksin sen yaparsın. Olmazsa aşık adam kıskanır dersin iki şiir okursun. Kadındır bu, saftır. İllaki affeder.”

Başka bir temiz beyine de bulaşıyoruz. “Adam olacak erkek bu,” diye mırıldanıyoruz bu sefer. “Az çapkın ama olsun doğasında var. Ses etme, yapar ama gelir sonra. Bak soğuk, kaba, holdingi var. O siyah sen de onun içindeki beyaz noktasın (!). Hem erkek değil mi bu? Sen dizinin dibinde dur onun karışma. Tüm her şeyi o halleder. Para da verir sevgi de. Şefkat de gösterir, isterse söver isterse döver. Sus sen.”

Dinlediler. Sonra niye dinlediklerini sorduk. “E siz söylediniz!”

Biz söyledik, fakat kulaklarını kapayabilirlerdi? “Ama bağırdınız, biz de istemesek de duyduk.”

Yazıyorlar. Kafalarına gelen tüm sapıklıkları yazıyorlar. Millet etkisinde kalıp tepki gösterince “Okumasaydınız!” diyorlar.

Haklılık payları var mı, elbette var. Tek dertleri insanların ilgisini çekmek ve işlerini çok iyi yapıyorlar. Ama yanlış, ama doğru. Amaçları neyse ona göre hareket ediyorlar. Milletin de ilgisini çekiyor, okuyor. Çünkü hepsinin bastırılmış arzuları ve istekleri var. Toplum ne der diye içinde tuttukları şeyler var. O ortamda seni kimse tanımıyor diye açıyorlar gerçek benliklerini. Benim gibi düşünüyorlar sonuçta, deyip karşılarındakinden de utanmıyorlar.

Katran karası oluyor gözlerimiz. Birileri okuyor, birileri uyguluyor ve uygulayanlar yüzünden okumayanların da zihniyeti değişiyor. Modern çağ hastalığı gibi bir şey bu. Hani tarih tekerrür eder diye bir söz vardır ya, can-ı gönülden inanıyorum ben buna! Lut kavmi gibi düştük bir sapkınlığa, umarız ki sonumuz Asr-ı Saadet’e varır. Yoksa bu pislikte boğulup kalacağız.

O kadar yıllar içerisinden denk gele gele bu devirde yaşamamız bize bir sorumluluk veriyor aslında. Büyük bir sorumluluk. İsa’nın ne zaman geleceğini bilmediğimiz için, düzeni bizim sağlamamız gerekiyor. Bir gemi beklemeyelim, bir gemi yapalım! Ahlak ve kızarmış yanaklarla dolu bir gemi yapalım artık. Su boyumuzu aşmadan, terazi dengeyi şaşmadan. “Ağırlığımızı koyalım.”

Biz varız. Ben veya o var değil, biz varız diyelim artık. Zihniyetinizi biz yeneceğiz, yanaklarınızı mora boyayacağız.

Biz varız. Diyebilir miyiz? Müslümanlar cemaat cemaat ayrılmışken, biz varız diyebilecek miyiz? O Alevi, bu Laz, bu Kürt, bu Süryani. Nasıl, tutabilecek misiniz ellerini? Omuz omuza verebilecek misiniz? Bir tek müslümanlara değil, hala insan kalabilmiş o nadide kişilere de sesleniyorum. Bu yobaz saydığınız kişilerle aynı amaç uğruna birlikte görülmeyi göze alabilir misiniz?

Zor, hatta çok zor.

Daha birbirimize tebessüm gönderemiyoruz. Güya sorsan hepimiz rahatsızız. Hepimiz bu çocuk katillerinden, bu zihniyetsizlerden tiksiniyoruz. Samimiyetsizce sadece lafta söylüyoruz bu cümleleri.

Laf var icraat yok.

Bazılarında icraat var utanma yok.

Açık açık söylüyorlar hoşlarına gideni. Genç kızlar kendilerine kötü davranan tipleri, erkekler sözünü dinletebilecekleri bir kızı arıyor. Ama birbirlerini bulursalar özendikleri hikayelerdeki gibi bir son olmuyor. Çünkü o hikayede o masum kız kötü adamın içindeki karanlığı aydınlatıyor. Gökten düşüyor üç elma, biri kızın diğeri oğlanın öbürü de yazarlarının başına. Ama akılları hala yarım.

Komik.

O zihinleri kararttıktan sonra aydınlanmaya çabalamanız komik. Bu yüzden beceremiyorsunuz. Bu genç kurgu kitabını yaşamayı beceremediyseniz sizden çok güzel bir mizah kitabı da olur. Klişe, entrika, sapıklık ve bol +’lı bir mizah kitabı. Tanıdık geldi bana, aynısı wattpadde var!

Kalbinize bir sancı geliyor mu sizin de? On yedi yaşındaki bir kızın otuz-otuz beş yaşlarındaki öğretmeniyle ilişkisini anlatan bir kitabın varlığını duyunca, oluyor mu o ağrı sol yanınızda?

Şehit olan, atanamadığı için intihar eden gencecik öğretmenleri hatırladığınızda gözleriniz hüzünle kapanıyor mu? Öğrencisi için onca yolu aşıp şehirden ta köye kadar kilometrelerce yol kat eden o gönlü büyük hocaları hatırlıyor musunuz?

Başka bir genel kurguda, töreye kurban giden gencecik kızlarımız var. Zorla evlendirildiği adam her gece ya onu dövüyor, ya da istemediği şeyleri tehditle yapıyor. Genç kız belki kocasına olan aşkından, belki de bulunduğu zorunluluktan susuyor. Ama adam tacizlerine devam ediyor çünkü artık bağımlı olmuş karısına. “Nefes alıyorum seninle,” diyor. Ama içinden diyor yanlışımız olmasın. Bir vakit sonra adam kıza aşık oluyor. Yine her nasıl bir romantizmse kızımıza şiirler okuyor, şarkılar söylüyor ve kız onu biraz süründürdükten sonra haline üzülüp affediyor. Mutlu son?

Bu sefer de ciğerim yanıyor. On beş yaşındaki kızların elli yaşındaki adamlarla evlendirilişi geliyor aklıma. On yaşında bir çocuğun dedesi sayılabilecek adamın kucağında bambaşka ve içinde bir damla şefkat barındırmayan sebeplerden ölü bulunduğunu hatırlıyorum. Nefesim daralıyor.

Hiçbir töre veya berdel mutlu bitmiyor.

Hiçbir kadın tecavüzcüsüne aşık olmuyor.

Hiçbir çocuk şiddeti isteyerek kabul etmiyor.

Hiçbir kimse bu sebeple ölmeyi hak etmiyor.

Eğer ki mutlu sonlar böyleyse, biz hep mutsuz olalım olur mu? Ben sizin mutluluğunuzu kaldıramıyorum çünkü.

Hayat kitaplarda güzel be! Bir dakika, güzel mi? Mideniz nasıl bulanmıyor sizin? Nasıl yazıyorsunuz, nasıl bir kafa yapınız var? Çağdaşım ayağına bizi mi kandırıyorsunuz? Burası özgür bir ülke diyerek mi savunuyorsunuz kendinizi?

Burası özgür bir ülkeyse neden kadın esaret altında o kitapta?

Burası özgür bir ülkeyse neden ideal erkeğiniz zengin ve buz dolabı biri?

Burası özgür bir ülkeyse neden kendinizi bizim yerimize koymuyorsunuz?

Dokuz yaşındaki çocuğun o uygulamayı indirip kitabınızı okuması üzerinde hiçbir engel yok. Çünkü özgür bir ülkeyiz, söz gelimi. O sizin iğrenç satırlarınızı okuduktan sonra kararan zihni de özgürdü. İzin aldınız mı oraya sızarken? Özgürlüğümüz başkalarının canını yakmamalı. Yarın bir gün o berdel kurbanlarının, tacize uğrayan kadınların yüzüne nasıl bakacaksınız?

Mideniz alır mı size zorla bir şeyler yaptırılmasını? Bir çift sapık bakışın üzerinizde dolanmasını, mideniz alır mı hanımlar? Her gün başka kızlarla dolanan erkeklerin sizin yanınıza gelmesini mideniz alır mıydı?

Sırf naziksiniz diye sevdiğiniz kadının size sırt çevirmesine katlanabilir misiniz baylar? Zengin değilsiniz, köşeli yüz hatlarınız veya kaslarınız yok diye kovulmaya katlanabilir misiniz? Kadınların sizi çapkın veya sapık olarak görmesine, katlanabilir misiniz?

Eğer cevabınız evet ise, bu dünyanın sonu çoktan geldi.

Naif erkekleri, öz saygısını yitirmemiş kadınları anlatan hikayeler birer birer yok olacak o uygulamadan. Sonra da hayatımızdan kayıp gidecekler. Avukatları, yazarları, öğretmenleri, mühendisleri kaybedeceğiz. Geleceğimizi kaybedeceğiz. Elmalar çürüyecek, güneş batacak.

Son çiçek solduğunda, son nehir kuruduğunda. Beyaz/siyah/kırmızı insanlar, gözlerinin kör olmayı hak etmediğini anlayacak. Fakat hep geç olacak.

Çünkü biz karanlığa hapsoluyoruz.

Her yer bulanıkken ellerimiz birleşti, birleşti. Birleşemedi, sınırlarını zorlasan nefes alamayacaksın bu dünyada. Hava kirliliğinden değil, zihin kirliliğinden.

Ve gün gelecek kimse kimsenin gözünden bir şey anlayamayacak. Sonra herkes öğrenecek ki, bizim körlüğümüzün sebebi bu tip şeyleri okumamız veya görmemiz değil. Kalbimizin kararışı aynası olan gözlerimize yerleşecek.

Hoş, daha ne kadar kör olabiliriz ki? Birileri önümüzde ölüyor, yitiyor. Sadece bakıyoruz. Olan sadece dokuz yaşındaki çocuklara olmuyor. Onlardan kaç yaş büyük yetişkinler de körleşiyor. Tüm dünya, hep birlikte gülerek kararmayı bekliyor.

Güneş sönüyor, mezar taşları çoğalıyor, çocukların kaşları çatılıyor.

Gözümüz elimizdeki telefonda. Daha ne kadar körleşeceğiz? Birileri umarsızca bağırıyor kulağımıza.

“Kitaba yeni bölüm geldi!”

Okuyacak kadar görseler, hepsine yetiyor. Sorun onlarda mı, yoksa bizde mi? Anlamayacak kadar uzaktayız artık.

[Toplam:2    Ortalama:4.5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 2 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Şeyma ŞahinOğuzhan Akipek Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Oğuzhan Akipek
Üye

Betül Hanım,
Çok güzel bir konuyu ele almışsınız. Bu konuda herkesten önce kaleminize sarıldığınız için tebrik ve teşekkür ederim.
Sizin bir yazınız terazide onlara on basar emin olun.
Acaba insanımızı, gençlerimizi ne kadar ıskalıyoruz? Kendimizi sorgulama zamanı…
İnşallah muvaffak oluruz ki zannımca “hissesi olan” bizdendir.
Sağlıcakla kalın

Şeyma Şahin
Üye

WAAWWWWW… Çok güzel anlatmışsın Ayşe Betül…Helal olsun…

KALEMİNE,EMEĞİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK…