Katil Olduk Sonunda…

2
37

Önce güveni katlettik hiç kimseye güvenmeyerek.

Sonra katlettik en yakınlarımızı, ihmal ederek.

Boş durmadık tabi, seri katil olmuştuk bi kere…

Ön yargısız, eylem ve söylemimiz kalmamıştı artık; katlettik olabilirlik hallerini.

Herkes başkası olmuştu bizim için, “Ben” diyerek katlettik “Biz” ruhunu.

Akrabalarımız da uzak olmuştu bize; evinin kapısını unuttuk amcalarımızın, teyzelerimizin.

Ata, Dede zaten huzur evlerinde yolumuzu gözler olmuştu, Ebeveyne saygıyı da katlettik onları huzur evlerine hapsederek.

Çocuklarımız, Ninelerinden masal dinleyemez, pamuk saçlarını okşayamaz oldu bizim tahammülsüzlüğümüz yüzünden, onlarında huzurlarını katlettik ayrı beton kümeslere kapanarak.

Ve adına özgürlük dediğimiz başıboşluk, umursamazlık ve had bilmeyerek insanların duyarlılıklarını katlettik insanlıktan koparak.

Mahalle baskısı dedik adına ve öteledik toplum ahlakını, sonra insanların birbirlerine karşı sorumlulukları katlettik ve özgür bireyler olduk sokaklarda taciz edilen, katledilen.

Selam vermeyi unuttuk, hatta selam vermekten çekinir olduk, birbirimize muhtaçlık duygusunu katlederek. Oysa atalarımız: “Komşu, komşunun külüne muhtaçtır” düsturunu aktarmışlardı bizlere.

Otobüslerde Trenlerde selam vermeyi, bir günaydın almayı unuttuk elimize tutuşturulan sanal düşmanla ve katlettik tebessüm etmeyi.

Sokaklarda taciz ve cinayetlere seyirci olduk, yasaların verdiği dokunulmazlık haklarını kullanan ahlaksızlar yüzünden.

Caddede üstünüze üstünüze gelen ar damarı çatlamış, kaybedecek birşeyi kalmamış mahlûktan kaçınır olduk, “kadının sözlü şikâyeti yeterlidir” açıklaması yüzünden ve katlettik ahlaki değerleri ve erkeklik onurunu.

Ve katlettik manevi değerlerimizi, ahlaksızlara ve katillere müsamaha göstererek.

“Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir” diyen bir Peygamberin (S.A.V) ümmeti idik, ama yemeğimizi değil, yediklerimizin resmini paylaşarak komşularımızın açlığını görmezden gelip hakir gördük, aşağıladık fakirliği ve katlettik paylaşım duygularını.

Doğayı seviyoruz dedik, pikniklere gittik tıksırıncaya kadar yedik ve katlettik doğaya yüzyıllarca yok olmayacak artıklarımızı bırakarak…

Siyasi rekabet dedik; dostluğu, arkadaşlığı unuttuk, istismar ettik erdem ve fazilet duygularını, yalnızlığa ve çatışmaya doğru yelken açtık, katlettik istişare kültürünü.

Hasılıkelam katlettik insanlığı, bizden sonraki nesillere hiç birşey bırakmayarak.

Biz bir insanı öldürerek katil olur zannederdik; oysa biz, tüm insanlığı ve insanlığın geleceğini yok ederek en büyük katil olmuştuk aslında; doğanın ve insanlığın bir emanet olduğunu hiçe sayarak.

Oysaki özümüzde; Sokakta gördüğüne selam veren, gördüğü yanlışa müdahale eden, fakiri doyuran, katil ve ahlaksızlara dünyayı dar eden, elinde hiç bir şey yoksa tebessüm ile sadaka dağıtan bir kültürün mensupları idik biz.

Ne oldu bize…!!!

Daha kötüsü ne?

 

 

Günün sözü: ”Tebessüm bedavadır; vereni üzmez, alanı mutlu eder.” (Şems-i Tebrizi)

[Toplam:2    Ortalama:4.5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 3 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *
Önceki İçerikPazar Pazar İnsan Ne Yazar Ki?
Sonraki İçerikFırat Çakıroğlu
Avatar
Gül dalından koparılırsa… Kadına şiddet deyince, temeli ve algıları ile değerlendirelim isterim… Batının teknolojik gelişmişliğini değil; öz değerlerimizi, saygıyı ve ahlakı çökerten uygulamalarını taklit ettik ve aile yapısını yok ettik önce. İşte o zaman huzurumuzunda temeline incir ağacı diktik. Oysaki bizim ikibin yıllık aile kültürümüz vardı bir eşi olmayan… Bizim kültürümüzde huzur evi yoktu, geniş ailelerimiz vardı üç kuşak bir arada yaşayan. Darülaceze yalnızca kimsesizler içindi, evlatları olan ebeveynler için değil. Daha önemlisi, bizim inanç değerlerimizde, Kadın ve çocuk Yüce yaratıcının emaneti idi… Ve Cennet, Annelerin ayakları altında idi. Ne zaman ki özümüzden, öz değerlerimizden koptuk, Ne zaman ki kadın cinsel meta ve reklam aracı oldu, Ne zaman ki kadın annelikten gayri, evin hizmetçisi görüldü. Ne zaman ki, AB müktesebatı ve batı ruhuna bürünüp özümüzden koptuk, hasarlarını da alır olduk. Ne zaman ki hakkını eşiyle konuşarak değil, sokaklarda arar oldu, o vakit şiddeti de tanıdık, kullanılmışlığı da! Bizde aile büyükleri vardı dargınlıkları kaldıran, barışı sağlayan. Sokaklarda hak aramayı medeniyet diye bize önerenlerin, bugün Fransa’da meydan dayağı yediklerine şahit oluyoruz! Öze dönüş için eğitim seminerleri ve sempozyumlar varken; sokaklarda terör örgütü temsilcileri ile aynı karede, devlete meydan okumak! İlginç değil mi? Ekseri çoğunluğunun yurt dışı destekleri ile kurulmuş kadın derneklerinin davetine katılmayı zaruri sayanlar, keşke bu derneklerin yalnız isimleri ile değil, çalışmalarını ve bağlantılarını araştırabilselerdi. Batının özgürlük anlayışı ve kadın hakları, bize çok beden dar geldi ve özümüzden kopardı bizi. Özümüzden kopuşta bize şiddeti, cinayeti ve baskıları getirdi. Hasılıkelam, gayri meşru ilişkiler özendirilirken, aile mefhumu yok edilmişti aslında. Ama adına kadına özgürlük denmişti bir kere, bizde hiç sorgulamadan yuttuk. Aklıselimden uzak her eylem ve her başkaldırı; gülün dalına, yaprağına bir hançer idi aslında. Yani dalından koparılmış bir gülün kuruması gibi, değerlerimizden uzak ve huzursuz olduk vesselam. Özümüze dönmek, kadın ve erkeğin hak olarak eşit, fıtrat olarak birbirlilerinin tamamlayıcısı, eşi olduğunu hatırlarsak; bizi sömüren emperyalizmin kuklası olmaktan beri oluruz. Ve tüm olumsuz davranış sahiplerinin, bizim evlatlarımız olduğunu bir hatırlayabilsek, evlat yetiştirmenin önemini de kavrayacağız o zaman. Değilse: Sözümona kadına pozitif ayrımcılık adına atılan adımlar, aile yapımıza ve toplum barışına ciddi yaralar açacak ve asıl tehlike “yeter artık” ile karşımız çıkacaktır. AB uyum yasaları ile hükümet ve bakanlar bile aile yapımızın köküne dinamit koydu ve kendi değerlerimizden uzaklaştık. “Olamazsak senin gibi, seni yaparız bizim gibi” ile bizi kendilerine benzettiler. Aile yapımız bozuldu, şimdi şiddet her yerde. O halde özümüze dönüp, inanç değerlerimiz ve milli kültürümüzle çocuk eğitecek ve aile ilişkilerini yeniden gözden geçirerek, olmamız istendiği gibi değil, olmamız gerektiği gibi aile kuracak ve öyle yaşayacağız. Yani çocuklarımızı kendi milli değerlerimize göre eğiterek, ayrışma ve çatışmaya götürecek fikirlerden uzak olacağız. Hasılıkelam; Gül’ü koruyup, dalında sevmeye mecbur olduğumuzu bileceğiz. Günün sözü: ”Yuvasını seven bir kadın için tahammül edilmeyecek güçlük, katlanılmayacak fedakârlık yoktur.” (Hz. Ali)

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Mehmet GülyaprakTuncay Yıldırım Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Tuncay Yıldırım
Üye

Mehmet Bey,

Kaleminize sağlık.

Çok mühim bir konuya değinmişsiniz.

Toplum olarak birbirimize o kadar çok yabancılaşmaya başladık ki, hayatın normal akışında bile bir olay olduğunda tepkisiz ve etkisiz kalmayı başarabiliyoruz.

Birbirimize selam vermek zorunda değiliz belki ama, birbirimizin hakları gasp edildiğinde mutlaka müdahale etmeli ve orada müdahil olmalıyız.

Saygılar.

Mehmet Gülyaprak
Ziyaretçi
Mehmet Gülyaprak

Tuncay Bey çok teşekkür ederim. Tarafınızdan takdir görmesi ziyaseyile mutlu etti