Karanlığın Ayak İzleri

0
63

Çağımız teknoloji ve bilimin son sürat bir şekilde  geliştiği, uzay teknolojileri ile her gün yeni buluşlara sahne olunan ve hızla yenilenen bir çağ.

Tüm bu gelişmelerle birlikte madalyonun diğer yüzünde ise ilk çağlardan bu güne, varlığını sürdüren bir karanlığın da ayaklarımıza vurduğu prangadan kurtulamıyoruz.

Varlık  aleminin temel yapı taşı  olan, varlıklar içinde en şerefli olarak yaratıldığı Kutsal kitabımızda ifade edilen insan. Ve bu insanlığın iki temel unsuru, kadınlar ve çocuklar.

Toplumdaki en küçük çekirdek yapı olan Aile kurumunun temeli  kadınlarımız.

Onlar hayatlarımızın vazgeçilmezi olarak annelerimiz olur 24 saat mesai mefhumu gözetmeksizin çalışırlar. Zaman gelir en büyük dert ortaklarımız hayat arkadaşlarımız olurlar.

Yine aile yapısının bahar çiçekleri olan çocuklarımız.

Peki biz hayatımızın vazgeçilmez parçası olan kadınlarımız ve çocuklarımızın haklarını gözetebiliyor muyuz ?

Yoksa erkekler olarak kendi fikir ve düşüncelerimize muhalif oldukları noktada fiziksel, psikolojik ve mali açıdan onlara karşı savaş mı açıyoruz.

İnsanlık haysiyetinin farklı güç odakları ile ölçülür olduğu zamanlarda maalesef bu dengeleri koruyamamış, kadınlarımıza ve çocuklarımıza çok ağır tahükkümlerde bulunarak  yaşadığımız devirleri karanlıklara gark etmişiz.

Bundan 1400 küsur yıl önce, peygamber efendimizin dünyaya teşrif ettikleri zamanda da bu karanlık devirlere emsalsiz bir örnek var bizlere. Hepimizin bildiği, zulmün ayyuka çıktığı, kadının bir emtia gibi değersiz olarak alınıp satıldığı zamanlar.

Hatta kadınların yapılan sayım benzeri çalışmalarda küçükbaş hayvanlarla bir sayıma tabi tutulmuş olması kadar onur ve haysiyetlerinin küçümsendiği bir devir.

Kadına şiddetin normal bir davranış addedilidiği, tek eşliliğin ayıp sayıldığı bir erkeğin asgari 5-6 kadınla birlikte olduğu çarpık ilişkilerin pervasızca sergilendiği bir devir.

Çocukların diri diri toprağa gömüldüğü, masum yavruların istismar edildiği, geleceklerinin ellerinden metazori çalındığı, mazlumluğa aman vermeyen hakkaniyetin ayaklar altına alındığı bir devir.

Peygamber efendimizin tek başına başlattığı islam yolculuğu bu karanlığı aydınlatmak için yakılmış en büyük meş’ale idi. Kadının onur ve haysiyetinin, çocukların masumluklarının iade edildiği, insana insanlık onurunun yeniden hatırlatıldığı kutlu bir yürüyüş için başlatılan en büyük aydınlık hareketi.

Müslümanlar olarak bizleri Cennete götürecek vizenin Annelerin ayakları altından geçtiği, en iyi aile reisinin hanımına en mülayim ve şefkatli davranan erkek olduğunu, çocuklarını edeple ve güzel hasletlerle yetiştiren insanlara, kıyamete kadar uzanan hayır kapılarını açık tutulduğunu empoze eden dikteleriyle insanlığa haysiyet ve onurunu yeniden kazandıran bir yürüyüş. Bu yürüyüş ve aydınlatma çalışmasının büyük kahramanı, bir peygamber ve örnek insan.

Çağımız teknoloji ve bilim çağı demiştik ya hani. Maalesef bugün her ne kadar böyle bir çağda olsak da O günlerin karanlık yansımalarını tüm bu gelişmelerle birlikte müşahede ediyoruz. Hatta daha vahim ve vahşet dolu bir şekilde.

Nasılmı? Kadınlarımıza fiziksel, psikolojik ve mali olarak şiddet uyguluyoruz. Çocuklarımızı daha doğmadan katlederek. İnsanlığımızı, İslamlığımızı, tüm varlıkların en şereflisi olduğumuzu unuttuğumuz zamanda hayvanlardan daha aşağı hallere büründüğümüzün farkındalığına varmadan.

Bunun en iyi görsel örneklerini televizyon programlarında reytingleri yüksek bir program ardından çıkan reklamlarda seyretmek mümkün. İlgisiz bir reklamda kadının nasıl bir emtia gibi kullanıldığına, moda adı altında kadınlarımızın nasıl dejenere edildiğine bir bakın. Yine bir takım maddi kazançlar uğruna her türlü melanetin ailelerimize masum hatalar olarak enjekte eden programlara bakın.

İşte, tüm bu fikir ve zulüm enjeksiyonlarının toplumda karşılığı, kadına şiddet ve çocuk istismarı olarak yansıyor.

Çağımız her ne kadar teknoloji çağı olsa da geçmişten gelen bir karanlığın ayak izleri halen mevcudiyetini sürdürüyor.

Bizlere düşen bu karanlığın yerini  aydınlığa devretmesi için değişime kendimizden başlamaktır. Kadına şiddet ve çocuk istismarının önüne geçebilmek adına, en doğru örnek olan peygamber efendimizin yaktığı meş’aleden kendi ışığımızı yakmak, değişime ve muhasebe etmeye başlamak. Sizce de öyle değil mi ?.

[Toplam:0    Ortalama:0/5]
Gönderiyi Takip Et
( 0 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abone ol  
Bildir