Hız Tutkusu

8
262

Her şeyin baş döndürücü bir hızla akıp gittiği ; ayrıntıların kaybolduğu bir çağda, hız çağında yaşıyoruz…

Sürekli bir şeylere yetişmek, bir şeylere kavuşmak telaşı içerisinde durmadan  sağa sola koşturuyoruz…

İnsan , tarihin hiçbir döneminde  bu kadar hızlı yaşamaya maruz kalmamış tı… Her şeyin çok hızlı yaşandığı, durup dinlenmenin zaman israfı sayıldığı, yöneldiğimiz  hedeflerin hiç bitmediği, yakaladıkça yeni hedeflerin önümüze  konulduğu bir girdabın içerisinde dönüp duruyoruz…

Teknolojinin nimetlerinden  sonuna kadar yararlanmamıza ; en hızlı ulaşım araçlarını kullanmamıza, işlerimizi bir telefonla halledip, internetle dünyanın diğer ucuna ulaşmamıza, hatta çayımızı, kahvemizi dahi makinelere yaptırmamıza rağmen, hayatı yaşamak için zaman bulamıyoruz…

Zaman o kadar hızla akıyor ki, bırakın eşimizi dostumuzu ;  ailemize, hatta kendimize dahi ayıracak saniyemiz yok !..

Yemeğimizi ayakta ve en hızlı şekilde yiyor, kahvemizi yürürken içiyoruz !

Hızlanan üretime yetişip,  tüketimden pay kapma yarışında herkes den  çok daha fazla hızlanmak zorundayız…

Hızlanarak dünya cennetine kavuşup  mutlu olacağına inandırılan insan, diğerlerinden daha hızlı olmalıdır ; yavaş gidip arkada kalanın yaşama şansı yoktur…

Sınırlı güç ve imkana sahip insanoğlu, bütün ahlaki değerleri hiçe sayarak , sınırsız istek ve tatminsiz arzularla yöneldiği güç, makam ve para peşinde freni patlak kamyon misali tükenişe doğru yuvarlanmaktadır…

Elimizdekilerle yetinip, şükretmeyi unuttuk.. Gözümüz hep yükseklerde…Çok paranın, çok eşyanın, yüksek bir kariyerin mutluluk getireceği  inancı ile,  sahip olduğumuz  her eşyadan kısa  sürede bıkıp, bir üst modelini elde etme   yarışında durmadan vites yükseltiyor,  her gördüğümüze  özeniyor, elde etmek  için kalıptan kalıba giriyoruz.

Hayatının bütün kareleri  hız tutkusunun esareti altında  alt üst olan insan, hem kendine hem de çevresine yabancılaştı. En büyük tahribat anlamlar dünyasında yaşanmakta ;  her şey sahiciliğini yitirdi…Uzun yıllara dayanan  kadim dostluklar düşmanlığa dönüşmekte, evlilikler çok hızlı aşınmakta, sabah başlayan aşklar akşam olmadan son bulmaktadır …

Zygmut Bauman çağımızın paradoksunu “ hiç bu kadar özgür olmamıştık, kendimizi hiç bu kadar aciz hissetmemiştik “  sözleriyle özetlemektedir…

Sürekli koşuşturma hali, düşünceyi de köreltti, hız  tutkusunun  uyuşturduğu beyinlerimizi kullanamıyoruz ,yavaşlamak, durmak, düşünmek yok …” Durup düşünmek lazım “ sözüne kimse itibar etmiyor artık…

Güzellikler ilgimizi çekmez oldu… Çünkü güzelliği görmeye  ne ifade ettiğini kavramaya zamanımız yok…Hızlı hayat serüvenimiz bizi, gerçek dünyadan yalıtarak  dışarıdaki güzellikleri temaşa etmemizi engelliyor…Gökdelenlerin gölgesinde Güneşin doğuşunu göremiyor,  kuş cıvıltıları ve dalgaların seslerini duyamıyor, çiçeklerin kokusunu alamıyor, hayatın tadına varamıyor, varoluşun künhünü idrak edemiyoruz…

Bakıyoruz, ama göremiyoruz …Çünkü eşyayı görmek ve mahiyetini kavramak için hızımızı düşürüp yavaşlamamız gerekiyor….

Ünlü ressam Picasso,  “ resimleriniz  neden böyle ? Nesneler neden kırık ? Gerçeklik niçin çarpık ? sorularına :

“ Çünkü otomobille gidiyorum “ diye çok anlamlı bir cevap verir…

Pascal,  “ Her insanın problemlerinin kökeninde, kişinin bir oda da sessiz ve yalnız bir şekilde oturamaması vardır “ derken,

Ünlü Performans  sanatçısı Marina  Abromovic’ de :

“Hiçbir şey yapmadan öylece durmak, modern insanın en büyük kabusu. Ancak durabilmeyi öğrendiğinde gerçekle tanışabilir sin…Kafanın içindeki uğultuyu değil, kalbinin derinliklerindeki sesi duymaya başlarsın “ diyor..

Aklın hareketi düşünmektir… Durmak; olduğu yerde saymak değil, olan bitenin farkına varmak için olay ve olgulara bize en sağlıklı perspektifi kazandıracak yerden bakabilmektir…

Durmak ; bilimsel icat ve  keşiflerden vazgeçmek değil, hayatı kolaylaştırma aracı olan teknolojiyi amaca dönüştürüp  peşinden sürüklenmemek tir…

İçimizde dinmeyen, bir türlü tatmin olmayan bir eksiklik duygusu var…Heyecanlarımız, coşkularımız tükenmiş;  ruhsuz, canlı bir cenaze gibi yaşıyoruz…Kendimizi denetleyip, iç dünyamızı düzene sokamıyoruz,kendimizle uyumlu bir hayatımız yok…

Kültür dağarcığımız unutulmaya yüz tutmuş  ;  “ teenni, temkin “ gibi yavaşlamaya, acelesiz davranmaya  davet eden kelimeler,  “ Acele işe şeytan karışır “ diye öğütleyen ata sözleri, “ Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın “ diyen şarkılarla dolu…

Ama  hızla kendimizden uzaklaşıyor, geç kalmaktan kaynaklı panik duygusuyla  mazimizle bağlarımızı koparıp, köksüz, nereye, hangi dala  ait olduğu belirsiz yaprak misali rüzgarın önünde savruluyoruz… Huzursuzuz ;  ne yaparsak yapalım, mutlu olmayı başaramıyoruz..

Hikayeyi duymuşsunuzdur …

Meksika’daki İnka Tapınaklarına gitmek isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, yerli rehberlerle birlikte yola çıkarlar… Hızlı bir tempoyla uzun bir mesafe yol kat ettikten sonra, yerliler aralarında konuşup birden oturup beklemeye başlarlar.. Saatler sonra yerliler tekrar kendi aralarında konuşup  yola koyulmak üzere ayağa kalkarlar… Bu davranışa anlam veremeyen arkeologlardan biri rehberlere  “  neden yolun ortasında  oturup saatlerce beklediniz “ diye sorar… Rehberlerin en yaşlı olanı “ çok kısa sürede çok hızlı yol aldık , ruhlarımız çok geride kaldı, oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik “ diye cevap verir.

Ziya Paşa :

“ Erişir menzil- i maksuduna aheste giden,

Tiz reftar olanın payine deman dolaşır. “

Yani, “ yavaş giden amacına ulaşır, acele gidenin ayağı eteğine dolaşır “ diyor.

 

Her biri Allah’ın ayetleri  olan ve dünyanın farklı bölgelerinde konuşulan, birbirinden farklı  dillerde de “durmak “ ve “anlamak “ arasında  ilişki vardır…

Anlamak anlamındaki   Yunanca episteme, Arapça vakafe, Almanca verstehen, İngilizce understanding  kelimelerinin  kökü hepsinde de durmaktır…

Milan Kundera   “Yavaşlık”  adlı ünlü romanında, “ yavaşlık hatırlatır, hız unutturur “ diyerek, yavaşlama ile hatırlama,  hızlanma ile unutma arasındaki  münasebeti çok güzel anlatır…

Psikiyatris Prof.Dr. Kemal Sayar ise  “Yavaşla ! “ isimli kitabında ; hızın bir uyuşturucu olduğunu, ruh sağlığımız için yavaşlama mızı, ahlak, merhamet ve   vicdana hayatımızda yer açmamız için daha hızlı olmamız gerektiği telkinlerine kulaklarımızı kapatıp, çareyi durup dinlenme ve yavaşlamakta aramamız gerektiğini söylüyor…

Yıllar önce okuduğum, Raymond Aron’dan  “ Odaklaşma hipotezi “ adıyla dilimize çevrilen bir   makalede, ünlü sosyolog  mealen, toplumlar arasındaki ideolojik ayrılıklar ne kadar keskin, çatışmalar ne kadar şiddetli olursa olsun , kullandığımız ortak teknolojinin toplumsal farklılıkları silip, insanları aynı yaşam biçimlerinde buluşturacağını iddia ediyordu…

Maalesef zaman ünlü sosyoloğun gözlemleri doğrultusunda ve insanın aleyhinde ilerliyor…Teknoloji küresel ölçekte çok hızlı değişimlere yol açıyor…İnsan tarihin öznesi olmaktan çıkıp hızla nesneleşiyor…Küresel sermayenin emrindeki iletişim teknolojisi yerel ve kültürel çeşitliliği erozyona uğratarak düşünce ve davranış biçimlerini tek tipleştirerek , insanın farklılığını, kendine özgülüğünü korumasını zorlaştırıyor…

Hız çağı,  toplumlar arasındaki  mahiyet  farklarını  , derece  farklarına indiriyor… Yarıştaki hız tempolarına  göre, gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş şeklinde isimlendiriliyor..

Ekonomik, kültürel ve entelektüel sınırların ortadan kalktığı bir dünya da ,insan altı bir varlığa dönüşüp ufkunu ve ruhunu kaybedecek denli baş dönmesi yaşayan insan,  dünyayı kirletip, kaynaklarını hızla tüketmekte, kitlesel katliamlarla  hızlıca birbirini öldürüp yok etmektedir…

Hıza itaat açısından dindar ile dinsizin hiçbir farkı yoktur…Ateist  de, Hristiyan da, Yahudi, Budist ve Müslüman da hız tutkusunun müminleri  artık…

Detayları görmemeye uyarlanan hızlı yaşam tarzı, Müslüman zihnini de köreltmiştir…  Hepsi de birer yavaşlama biçimi olan ve   insanı  dünya meşgalesi içerisinde kaybolmaktan kurtarıp ,kısa süreliğine de olsa   hakikatle buluşturan ibadetler de  hikmetinden gafil , şuursuzca ifa edilen ritüeller  yığınına dönüşmüştür…

Geldiğimiz noktada , Müslümanın da , hayatın gerçeğini idrak etmesine vesile olacak kevni ve enfüsi ayetleri okumaya duracak vakti yoktur…

Eğer uçsuz bucaksız dünyanın ruhumuza sunduğu sonsuz güzellikleri fark etmek istiyorsak, beynimizi uyuşturan modern hayatın gündelik ritüellerinden kurtulmalı,   iç dinamiklerimizi harekete geçirip varoluşumuza anlam kazandırmalıyız. Bunun için de  yavaşlayarak modernitenin önerdiği hızlı hazlardan vazgeçmeyi göze almamız gerekiyor…

Yazıyı Kemal Sayar hocadan bir alıntıyla noktalayalım :

“ Hız eksenli bir hayata eklenmek durumunda kalan ve bu kısır döngüden rahatsız olanlar yavaşlayın ! Bu dünyadan bir kere geçeceksiniz … “

 

[Toplam:1    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 5 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

8
Kimler Neler Demiş?

avatar
4 Comment threads
4 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
5 Comment authors
1sonbaharTuncay YıldırımŞeyma ŞahinHüseyin İmamoğluMeryem Melek Ayyıldız Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Meryem Melek Ayyıldız
Üye

Hız konusunda yazılabilecek,örnekleri ve ifadeleriyle en kapsamlı yazılardan.

Kaleminize ve birikiminize sağlık.

Tek kelimeyle enfesti!🌺

Hüseyin İmamoğlu
Ziyaretçi
Hüseyin İmamoğlu

Çok teşekkür ediyorum.Beğenen yüreğinize sağlık diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Şeyma Şahin
Üye

“ Yavaşlık hatırlatır, hız unutturur ”
O kadar dolu dolu yazılmış, içeriği o kadar anlamlı ki…
KALEMİNİZE VE EMEĞİNİZE SAĞLIK…

Hüseyin İmamoğlu
Ziyaretçi
Hüseyin İmamoğlu

Çok teşekkür ediyorum, kardeşim.

Tuncay Yıldırım
Ziyaretçi
Tuncay Yıldırım

Hüseyin Abi, Muhteşem ötesi ve harika bir deneme yazısı olmuş. Aynı zamanda çok kapsamlı ve doyurucu bir şekilde konuyu ele almışsın. Batı ve Doğu kültürlerinden verdiğin örnekler birbiriyle o kadar iyi örtüşüyor ve birbirini o kadar güzel tamamlıyor ki… İnan, birkaç defa okudum yazını. Nokta atışı sözler ve ifadeler paylaşmışsın. “Al duvara as” yazılarından biri olmuş yine. Ben de hayatı hızlı yaşamaya çalışanlardan biriyim. Zamana ve kalan ömrüme daha çok şey sığdırabileceğimi düşünüyorum ama gerçekten de yazıda belirttiğin gibi aşırı hız detayları kaçırmamıza ve ruhumuzun alabora olmasına ve dağılmasına neden oluyor. “Ruhlarımız çok geride kaldı, oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik… Daha fazla oku »

Hüseyin İmamoğlu
Ziyaretçi
Hüseyin İmamoğlu

Teveccühünüz kardeşim.Beğenen yüreğinize sağlık.Selam, sevgi ve saygılar..

1sonbahar
Üye

Yazının akışı, imla, geçişler, cümle yapısı, verilmek istenen mesaj ve son cümle ile bitiriş. Hepsi harika idi. Herşeyi ile hayran kaldığım yazınızı paylaştığınız için teşekkür ederim. (5 yıldız)

Hüseyin İmamoğlu
Ziyaretçi
Hüseyin İmamoğlu

Çok teşekkür ederim.Beğenen yüreğinize sağlık diliyor, saygılarımı sunuyorum.