Geçmiş olsun Kudüs, Mekke! Geçmiş Olsun İstanbul!

1
134

Düşünün, Mescid-i Aksa’ya giriyorsunuz. Hafif üşüyorsunuz ama ruhunuz sıcak
ve mutlu. Sabah ezanı okunmaya başladı. Ruhunuz ait olduğu yeri
bulmuşluğuyla, sükut ile, ezanı içinize çeke çeke yavaşça yürüyorsunuz.
Sahra’nın altın kubbesini görüp irkiliyorsunuz. Bir iç çekip yürüyorsunuz.
Aksa’nın murabıtları; teyzeleri ve dedeleri gördünüz. Birkaç çocuk. Filistinli bir
dede-nene boynunuzdaki kimlikte Türkiye bayrağını görüp gülümsedi, selam
verdi. Abdülhamid dedi, Osmanlı dedi, Türkiye dedi, Erdoğan dedi.
Gülümsediniz. Gururlandınız ama umut dolu gözlerle gözünüzün içine
bakılması size sorumluluk yükledi. Onlar kadar kendinizden ümit etmediğinizi
fark ettiniz. “Kudüs düşerse İstanbul düşer. Mekke düşer, Medine düşer.”
sözünü şimdi daha iyi anladınız. Daha iyi anladınız hain gazetecinin:
“Az iş değil: AKP, sadece Esenyurt’u, İstanbul’u değil, İslam’ı kaybetti bu
gece… Geçmiş olsun Kudüs, Mekke!” mesajını. Yüreğiniz daha fazla cız etti.
Yine bir sükût ve huşu ile camiye girdiniz. Namazınızı kılmaya başladınız.
Ayetleri içinize çeke çeke. Arkanızda ümmetin şerefine zalim el sürmesin diye
her sabah namazında camiye gelen beli bükük teyzeler. Her gün aynı yerde; en
arkada. Ellerinde Kur’an-ı Kerim ile: “Siz yeter ki öncü olun. Biz her daim
arkanızdayız ve hep burada kalacağız.” der gibi. Dışarıya çıktığınızda güneşin
doğmak üzere olduğunu gördünüz. Hava sizi dinginleştiriyor. Kıble Mescid-i’nin
Kubbet-üs-Sahra’nın, revakların üzerinde uçan kuşlara bakıp özeniyorsunuz.
Orta yaşlı bir bey Kıble Mescid-i ile Sahra arasında olan merdivenleri
süpürüyor. Bir kenara geçip tek başınıza Aksa’yı, peygamberleri ve Miracı
düşünüyorsunuz. Sükût ile mübarek topraklarda otururken bir grup işgalci asker
ve Siyonistlerin girip Aksa’da sessizce dolaştığını görüyorsunuz. Biliyorsunuz ki
basmaya kıyamadığınız toprağa Süleyman tapınağını yapma hayaliyle oradalar.
Daha çok gelmeliyim, daha fazla kişinin gelmesine vesile olmalıyım deyip
varlığınız ile orada olduğunuza şükrediyorsunuz. Ancak yarın mübarek
topraklardan ayrılmanın hakikati canınızı acıtıyor. Bir rüzgâr esiyor, bir kuş
sürüsü geçiyor üstünüzden. Bir ah çekip kucaklamak istiyorsunuz yüreğinizle
peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın hüznünü dindiren o mübarek beldeyi.
Ayaklarınızı geri geri gitse de, gönlünüzü orada bıraksanız da bedenen dönmek
zorundasınız. Uçağa binip Türkiye’ye dönüyorsunuz. Bavulunuzu almayı
beklerken vardığınız şehrinde “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden
komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.” hadisi şerifine nail
olduğunu hatırlayıp içiniz buruk Fatih Sultan Mehmet’i Osmanlı’yı düşünüp
gülümsüyorsunuz. İçinde bulunduğunuz seçimler geliyor aklınıza. Yüreğiniz
hopluyor. “Allah’ım açıkça karşımızda duran ve kendisini gizleyerek gelen batılı

İstanbul’dan uzaklaştır.” diye dua ediyorsunuz. Kudüs’e gidecek uçağın anonsu
kendinize getiriyor sizi. Bir ah çekip bavulunuza uzanıyorsunuz. Yüreğinizin
yarısı Kudüs’te yarısı İstanbul’da kalmış gibi bedeninizi sürüklüyorsunuz
evinize.

[Toplam:10    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 1 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Yonca Çalışkan Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Yonca Çalışkan
Ziyaretçi
Yonca Çalışkan

Sanki o topraklarda, o havayı soluyor ve o acıyı yüreğimde bizzat taşıyormuş gibi hissettiren cümleler.. Yüreğinize sağlık. Rabbim işgalcilere fırsat vermesin.