Fırat Çakıroğlu

4
53

Tarih: 20 Şubat 2015

Yer: Ege Üniversitesi

O gün akşam üzeri, üniversiteyi mesken tutmuş sözde öğrenci özde terörist bir grup okulun bahçesinde kümelenmiş bekliyordu. Adları poliste kayıtlı, kandille bağlantılı bu caniler sadece Ege Üniversitesi’nde değil, Türkiye’nin her üniversitesinde varlardı ve fırsat buldukça fitne çıkarmak, kan dökmek, can almak için şartlandırılmışlardı.

Emniyet müdürleri, rektörler, yöneticiler bu ihanet şebekelerine karşı hiçbir şey yapmıyor, “aman üniversitenin adı kötü olaylarla anılmasın” “aman polis orantısız güç kullanıyor denmesin” “aman sürecimiz zarar görmesin” cinsinden endişelerle millet ve tarih karşısında vebale giriyorlardı.

Yetkililer sustukça caniler azıyordu… Gözleri dönmüş kana susamış halde, öz Türk kanını içmek için bekleşiyorlardı. İşte 20 Şubat günü de, Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin formasyon dersinin bitmesiyle planlarını uygulamaya koydular.

Dersten çıkanlar arasında,  Ülkü Ocakları Üniversite Başkanı Fırat Yılmaz Çakıroğlu da vardı. Fırat Ülkücüydü. Türk milliyetçisiydi. Ülkesini ve bayrağını koşulsuz seviyordu. Milletine, kimliğine, değerlerine bağlıydı. Bir asır önce yakılmış milliyetçilik meşalesinin üniversitedeki temsilcisiydi. Ağır sorumluluk altındaydı. Zira eğitim gördüğü okul Pkk’nın Dhkp-c’nin arka bahçesi konumundaydı. Okulda her türlü millet karşıtı faaliyet yürütülüyordu ve yetkililer bunlara ses çıkarmıyordu. Ama o kafasını kuma gömenlerden değildi. Asla nemelazımcı olmamıştı. Devlet ses etmiyor diye, zulme susamazdı. “Devletin askeri polisi var kardeşim” lakırdılarının, duyarsızlığın kılıfı olduğunun farkındaydı. Çünkü o Türk çocuğuydu ve bir Türk, ceddine ve değerlerine küfredilirken asla susamazdı. O ülkücüydü ve kendinden önce zulme sessiz kalmadıkları için darağacına çekilen ağabeylerinin kemiklerini sızlatamazdı.

O gün okulda bir arbede yaşandı. Sopalarla şişelerle ülkücü öğrenciler kendilerini müdaafa ettiler. Ama o arkadaşlarından farklıydı. Hainlerin doğrudan hedefiydi. Zaten o hainler değiller miydi kendi internet sayfalarından Fırat’ın fotoğrafını paylaşıp seninle görülecek hesabımız var diyen? Kendi canından geçmişti Fırat. Sevdiklerine zarar gelmesin uğraşındaydı. Kız arkadaşıyla bile okulda açıktan görüşmüyordu. Olur da yanımda görürler, zarar verirler endişesiyle.

O akşam üstü hainlerden bir hain, belindeki bıçağına uzandı. Fırat’ın kantine doğru koştuğunu görmüştü. Kapının yanında yere çöktü. Fırat içeri girer girmez ilk önce kasığına sapladı bıçağını. Ama yetmemişti. Kanın tadını almıştı canavar. İkinci darba karın boşluğuna geldi Fırat’ın, üçüncü darbe göğsüne…

Yere yığıldı Fırat… Çevredeki duyarlı öğrenciler hemen yardıma koştular. Eczacılık fakültesinde okuyan bir kız öğrenci tampon yaptı yarasına… Ambulansa haber verildi. Fakat vakit dolmuştu. Nafile çabalıyordu herkes. Yusuf yüzlü yiğit, cennetteki makamını seyre dalmıştı. Kimsenin görmediği bir el uzandı o anda. Aldı onu ve Sidre-i Münteha’ya doğru yola çıkardı.

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

“Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.” (Bakara 156)

 

Cenazesine onbinler katıldı Fırat’ın. Tekbirlerle, dualarla defnettiler İzmir Tire kabristanına.

Ülkücü Hareket’in 4 Ocak 1968’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Ruhi Kılıçkıran’la başlayan şehadet serüveninin son halkasıydı Fırat. Ölüme gözünü kırpmadan giden bir neslin mirasına tıpkı kendinden öncekiler gibi canı pahasına sahip çıkmıştı.

Kimilerinin nefretle kimilerinin acıyarak baktığı Ülkücülerden biriydi. Kendinden nefret edenler bunu fiile dökmedikçe, onların ıslahları için mücadele etti. Acıyanlara ise daha çok acıdı Fırat… Milyonlarca Ülkücü’ye dendiği gibi ona da hayatını heba ettiği defalarca öğütlenmişti. Ama o inandığı değerler uğruna yaşamanın ve ölmenin zevkini asla tadamayacak olanlara sadece bir tebessümle gülüp geçti.

Öyle ya, Ülkücülük; evvela nasip, sonra da fikir meselesiydi.

Yıllar evvel Başbuğ Türkeş evlatlarına şöyle seslenmişti:

“Hepiniz birer Türk bayrağınız, bu bayrağı yere düşürmeyin, lekelemeyin, kirletmeyin.”

Böyle başladı bu hareketin mücadelesi…

Tek gaye vardı…

O da bayrağı yere düşürmemekti.

Bu gaye uğruna meydanlar doldu-taştı. Bu gaye uğruna ölüm kapıda karşılandı ve bu gaye uğruna darağaçlarına çıkıldı.

Türk milletinin tarihi boyunca hür yaşamış olduğunu ve hür yaşayacağını haykıranların, İslam’ın sancağını ve Allah’ın adını bir şeref madalyası gibi taşıyanların, dünyanın neresinde bir mazlum varsa onunla birlikte dert çekenlerin davasıydı Ülkücülük.

Herkesin “ben” dediği yerde “biz” diyebilmenin, onursuz yürümektense toprağın altını tercih edenlerin davasıydı Ülkücülük…

Ve bizim neslimizde toprağın altına girmek onuru, Şehit Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na nasip oldu.

Allah şehadetini kabul etsin.

 

Dilaver Cebeci’den;

 

O çocuklar birer birer gittiler…
Soylu sevda türküleri dudaklarında,
Saclarında kurt nefesi rüzgârlar,
O çocuklar birer birer gittiler…

 

Bir tamu karanlığı keleplenirken bozkıra
Kehkeşenlardan yıildız gibi indiler.
Tutuşturdular yeniden küllenmiş ocakları,
Bacalardan duman duman tüttüler…

 

Bir ögünç hil’ati gibi giydiler güzelliği
Ufuklara oturup dolunayı sevdiler.
Uzun,siyah kirpiklerinde seyyareler yanardı,
Ağ buluttan atlarla ta Sidre’ye yettiler…

 

Onlar,Oğuz mayası gök ışığın erleri,
Onlar,ülkü çağının bahadır melekleri…
Mor dağların göğsünde kaldı pençe izleri,
Haceru’l esved gözlerini gönlümüze resmettiler…

 

Eyvah biz kaldık Esfele safilinde!
Ahsen-i takvim üzre,onlar geçip gittiler…

 

 

[Toplam:1    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 3 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

4
Kimler Neler Demiş?

avatar
2 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
3 Comment authors
Muhammet ARICANTuncay YıldırımMuhammet ARICANOğuzhan Akipek Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Oğuzhan Akipek
Üye

Muhammet Bey,
Akıcı bir üslupla hazırlanmış yazınızı bir solukta okudum. Okurken üniversite yıllarına götürdü beni.
“Üniversitede siyasetin ne işin var?” diyenlerdenim. Özellikle okul ortamında Görüş farklılıklarından kaynaklanan kavgalara karşıyım.
Bununla beraber yazınızda bahsettiğiniz Fırat Çakıroğlu örneğinde olduğu gibi nice dava adamlarına gıbta ediyorum. Mekanı cennet olsun inşallah.
Gönül isterdi ki okulu bitirsin, diplomasını alarak daha büyük hizmetlerde bulunmak nasip olsun. O yürekle ne güzel işler başarırdı gencecik yaşında ayrılmış aramızdan.
Allah memleketimizden yiğitleri eksik etmesin, daim etsin inşallah
Sağlıcakla kalın

Tuncay Yıldırım
Üye

Muhammet Bey

Kaleminize sağlık. Tek kelime ile muhteşem bir yazı olmuş.

Tebrik ederim.

Allah Fırat kardeşimizin şehadetini makamında kabul buyursun inşallah.

Muhammet ARICAN
Ziyaretçi
Muhammet ARICAN

Çok teşekkür ederim Tuncay Bey. Elimden geldiğince anlatmaya çalıştım.
Duanıza hem Fırat hem de vatan için ölmüş tüm evlatlar için can-ı gönülden “amin” diyorum.