Fatih’in İstanbul’u Feht Ettiği Yaştasın

0
24

“Yürü hala ne diye kendinle savaştasın. Fatih’in İstanbul’u feht ettiği yaştasın.”

Arif Nihat Asya’nın özellikle gençler için yazdığı Fetih marşının son kıtasını sizlerle paylaştım. Şiir tek kelimeyle muhteşem. Sadece gençlere değil aslında hepimizin kendine hisse çıkarması gereken bir şiir/yazı. Bir Arif Nihat Asya daha çıkarmı bilmem. Konu Fatih Sultan Mehmet Han’dan ilham alınarak yazılmış. Fatih Sultan Mehmet Han demişken;

“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.” demiş Nebiler Serveri (s.a.v).

Biz bu Hadis-i Şerif duyunca aklımıza hemen Fatih Sultan Mehmet gelir. Aklımız ona takılır.

Yada karadan gemilerin yürütülüp Haliç’e götürülmesi aklımıza gelir. Aklımız yine ona takılır.

Fakat Fatih’in aldığı eğitim hiç aklımıza gelmez, aklımıza takılmaz.

Peki Fatih Sultan Mehmet Han nasıl bir eğitim aldı, nasıl bir eğitimden geçti.

Kısaca özetleyelim;
– 30 Mart 1432’de Edirne’de dünyaya gelen 2.Mehmed’in annesi Hüma Hatun Türk asıllı bir cariyeydi. Babası Sultan Murad, Şehzade Mehmed’i pek önemsemez. Haremindeki soylu ailelerden gelen cariyelerin dünyaya getirdiği oğullarını tercih eder.

Çocukluk yıllarını annesi ve dindar bir kadın olan dadısı Daye Hatun’la birlikte Edirne’de geçiren Şehzade Mehmed’in kaderi büyük abisi Şehzade Ahmet’in 1437’de Amasya’da ani ölümü, diğer ağabeyi Alaeddin’in de altı yıl sonra yine Amasya’da anlaşılmaz şekilde öldürülmesi, Şehzade Mehmed’i on bir yaşında Osmanlı tahtının varisi yapar.

Sultan Murad, bu olaylardan sonra Şehzade Mehmed’i saraya çağırır. Şehzade Mehmed’in zayıf bir eğitim aldığını anlayan Sultan Murad çok üzülür. Hemen, başta Ahmet Kurani olmak üzere bir çok hoca tutulur. Şehzade Mehmed çeşitli bilim ve felsefe dallarında, İslam ve Yunan edebiyatı alanında köklü bir eğitim alır.

Babası Sultan Murat’tan da devlet yönetimi dersleri alan ve Sultan Murad’ın 13 Şubat 1451’de ölümüyle Sultan Mehmet 19 yaşında tahta geçer. 2 yıl sonra adının başına “Fatih” yazdıran Fatih Sultan Mehmed Han 20’li yaşlarda İstanbul’u feht eder.

Aldığı eğitim neticesinde;
-Anadilinin yanında Yunanca, Arapça, Latince, Farsça ve İbraniceyi kusursuz bir şekilde konuşur.

Fatih Sultan Mehmet Han altı dil biliyordu. Hani şimdiki gençlerin tabiriyle ‘şaka gibi’ diyelim. Kimileride Osmanlı’yı küçük görüp beğenmezler ya. Aslında bütün Osmanlı Padişahları mutlaka sıkı bir eğitimden geçmiştir. Osmanlı hanedanı eğitime çok önem verirdi.

Bigiye erişimin çok hızlı olduğu fiber internet bağlantısı üzerinden anında her türlü bilgiye hemen ulaştığımız 21 yüz yılda değilde 15’inci yüzyılda devletin başına 19 yaşında genç bir adam, hemde altı dil bilen ve birçok alanda bilgiyle donatılmış biri. Fatih Sultan Mehmet Han bugün yaşasaydı sadece Fatih demeyelim, Osmanlı hanedanının bütün Padişahları bugün bu çağda yaşasaydı, onlar için eğitimin, bilginin önemi ne kadar farklı olurdu. Fatih Sultan Mehmet Han zamanında Matbaa da henüz icat edilmişti. Fakat Sultan Fatih altı dil biliyordu ama basılı kitap hiç görmemişti.

Kısaca bütün bunları özetlersek şunu söyleyebiliriz. Osmanlı İmparatorluğu döneminde eğitime ne kadar çok önem verdiği apaçık ortadadır. Sadece Fatih Sultan’dan örnek verdiğimiz, keza Cennet Mekan Sultan Abdülhamid Han’da değil erkek çocuklarına kız çocuklarına dahi okullar açmıştır.

Peki günümüz 21 yüzyılda eğitimde hangi aşamadayız. 21 yüzyılda dünyayı anlamak bilgiye ulaşmak için Fatih gibi altı dil bilmeye gerek varmı..!

Bugün internette girip kısa bi tur attığımızda ulaşamayacağımız bilgi yok gibi. Herhangi bir dildeki gazeteyi, dergiyi, kitabı v.s birkaç saniyede İngilizce’ye veya farklı dillere çevirebiliyoruz. Kısaca 21 yüzyılda dünyayı anlamak, daha fazla bilgiye sahip olmak çok daha kolay. Deriz ya hep ‘bir dil bir insan.’ Sadece dil’mi tabiki hayır Tıp’ta, Fen’de, Bilimde ve en önemlisi Din’de, kısacası her alanda klişe bir kelime olacak ama ‘Eğitim Şart.’

Hazret-i Enes (ra) rivâyet etmiştir: Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki: “Çin’de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek ‘kadın erkek’ her Müslüman’a farzdır. Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere sererler.” Dinimiz eğitime bu kadar önem verirken biz müslümanlar eğitimde ne durumdayız.

Genç, bilgili, dindar bir kuşak.

Rahmetli Turgut Özal ‘bir elimde Kuran bir elimde bilgisayar’ derdi şimdiki bir kısım nesil gibi ‘bir elimde cımbız, bir elimde ayna…’ değil.

“Bilgi” artık herkesin ulaşabileceği yakınlıkta. Her türlü kitap dergi v.s. elimizin altında. Okullarda ders kitaplarını geçtik tabletler bedava dağıtılıyor. Eskisi gibi okul ve öğretmen sıkıntısı yok. Dini eğitimlerini insanlar artık daha rahat alabiliyor. Peki sıkıntı nerde..?

15’inci yüzyılda sadece Fatih’in bildiklerinin binlerce kat daha fazlasını, bugün bir lise öğrencisini bırak, ilkokul öğrencisi dahi bilebilir. Bugün bakıyoruz küçük bir çocuğun elinde akıllı cep telefonlar, tabletler oyun oynuyorlar. Eminiz ki akıllı telefonları birçok büyük insandan daha iyi kullanıyorlar. Yararlı bilgileri beyinlerine hemen yükledikleri gibi çok zararlı bilgileride beyinlerine yüklüyorlar. İşte tehlike burda başlıyor.

Evet, Facebook, Twitter, WhatsApp, İntagram gibi bir çok sosyal medya hesaplarına takılmaktan hemen yan odadaki çocuklarımızın ne yaptığını bilemez olduk. Ben kariyer de yaparım çocuk da yaparım havasında olan annelerimiz çocuklarını ihmal etti/k ediyor/uz. Bu durumda hemen hemen hepimizin evinde olan teknoloji denen her türlü bilginin yüklendiği bu aleti gelecek nesillerin korunması açısından çok dikkatli kullanmamız gerekir.

Yine Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanından örnek verecek olursak Mus’ab b. Umeyr’i (r.anh) örnek verelim.

Mekke’nin en zengin en yakışıklısı, en güzel giyinen gençi. Efendimiz’in (s.a.v) öğretmen genci. Mekke’liler onu hayranlıkla seyrederlerdi. Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.v) o’nun hakkında şöyle buyurur:

“Mekke’de Mus’ab b. Umeyr’den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim.”

Mus’ab b. Umeyr (r.anh) Mekke’de o günün şartlarına göre zenginlik ve ihtişam içinde yaşarken, Hz. Peygamber’in (s.a.v) insanları islama davet etmesine icabet eder, iman edip Müslüman olur. Müslümanlar, Mekke’liler tarafından yoğun bir baskı altındadır. Hz. Mus’ab b. Umeyr (r.anh) Müslüman olduğunu ailesinden de gizler. Fakat Osman b. Talha, Mus’ab b. Umeyr’in (r.anh) namaz kıldığını görünce annesine haber verir. Hz. Mus’ab b. Umeyr’i (r.anh) akrabaları yakalayıp hapsederler. Mekke’nin bu nazlı ve zengin genci için artık çileli, sıkıntılı günler başlar.

Mekke’den, Medine’ye göçler başlayınca Medine’li Ensar’lar kendilerine İslâm’ı öğretmek için Hz. Peygamber’den (s.a.v) birini isterler. Hz. Peygamber (s.a.v) bu önemli görev için Hz. Mus’ab b. Umeyr’i (r.anh) seçer.

Medine’de ilk cuma namazını da Hz. Mus’ab b. Umeyr (r.anh) kıldırır.

Bir yıl sonra Mekke’ye, hac mevsiminde yanında yetmiş kişi ile gelen Mus’ab b. Umeyr, Hz. Peygamber’e (s.a.v) İslâm’ın Medine’deki hızlı yayılışının müjdesini verirken şöyle der: “İslâm’ın girmediği ve konuşulmadığı ev kalmadı.” Başta Hz. Peygamber (s.a.v) olmak üzere bütün Müslümanlar bu habere çok sevindiler.

Uhud savaşında iki kolu kesilerek şehid olan Mus’ab b. Umeyr (r.anh) Şehid olduğunda üzerine giyecek bir kefeni dahi yoktur. Allah o gün bütün meleklerini Mus’hab’ın (r.anh) suretinde yeryüzüne indirir. Hakkında ayet inen bir genç. Efendimiz’in (s.a.v) öğretmen genci Müslümanların ilk öğretmeni. İslam dinini öğretme adına nelere katlandı.

Birde Bedir savaşından örnek verelim. Bedir savaşında bazı Mekke’li müşrikler esir düşer. Peygamberimiz (s.a.v) Fidye ödeye bilenlerden fidye ister. Fidye ödeyemeyenlerden de, okuma yazma bilenlerin Müslümanların çocuklarından onar kişiye okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılacağı söylenir.

Son olarak Hz. Ali (k.v) tarafından söylenip veya söylemediği net olmamakla beraber “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü ona ait ise Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hz. Ali (k.v) hakkında “Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır.” Hadis-i Şerifi, Hz Ali’nin (k.v) ilme ne kadar önem verdiği. Hz. Ali (k.v) tarafından söylenmemişse bile ilmin önemine binaen ne kadar hikmetli bir söz olduğu ortaya çıkıyor diyelim ve

İlim ilim bilmektir.
İlim kendini bilmektir
Sen kendini bilmezsen.
Ya Nice Okumaktır.”

Yunus Emre Hz.’lerinin (k.s) bu unutulmaz sözü ile Rabbini, Peygamberini, Kitabını, Dinini, Vatanını Milletini ve kendini bilen yeni genç nesiller yetiştirmek ümidiyle.

[Toplam:1    Ortalama:5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 0 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abone ol  
Bildir