Dağ Yolları

4
100

Uludağ’a spor amaçlı yürüyerek çıkarken ayaklarımız tutmaz olur, şişer kalırdık. Belki düzenli çıkmadığımız için belki de tempomuzu ayarlayamadığımız için özellikle yolun sonuna doğru bolca mola verirdik. En nihayetinde sürünerek de olsa çıktığımız zirvelerden aklımda kalan babamın sözleri oldu. “Dağda yollar ümidini kestiğin anda biter” derdi.

Ümitsizlik haramdır. Yani ümitsiz olmak içtimai hayatımızı katlanması zor hale getiren bir eylemdir. Bu formül bize yıllar öncesi verilmiş olsa bile anlamını kavramaktan uzak kalmışız. Olmasını istediğimiz bir şey hakkında ümitsiz olmamamız gerektiğini arada bir aklımıza getirmişiz ama üzerinde durma gereği duymamışız.

Kuantum fiziğinde olumlama diye bir kavram var, konuşulur oldu. Olaylar veya isteklerimiz hakkında olumlu düşüncelere sahip olursak… Hatalı söyledim, isteklerimizin gerçekleşeceğine kesinlikle inanarak hareket edersek o istekler zaman içerisinde olup karşımıza hazır olarak çıkarmış.

Bu tarif ümitsizliğin haram olması ile örtüşüyor, fakat dağdaki yolların ümidimizi kestiğimizde bitmesini açıklamıyor.

Defalarca yaşadım aslında, emin olduğum halde iyi sonuç alamadığım birçok konu oldu hayatımda. Kendimden o kadar emindim ki başka bir ihtimal tanımıyor, aklıma bile getirmiyordum. O an baştan aşağı olumlama doluyordum. Her nasılsa işler son anda bir vesile ile tersine dönüyor ve o işi başarması mümkün olmayan kişiler ipi göğüslüyorlardı.

Bu işte bir bit yeniği var gibi…

Hz.Musa ile Firavun bir gün iddialaşmışlar. Nil Nehri kıyısında buluşup nehre ters akmasını söyleyecekler, kim davasında haklı ise Nil Nehri onun sözünü dinleyip ters akarak davasının haklılığını ispat edecekmiş.

Hz.Musa Tur Dağı’na çıkarak Allah ile konuşuyormuş ve kazanacağından eminmiş. Firavun ilahlık iddia ediyor ve o güne kadar olan karşılaşmaları kaybettiği için, bu karşılaşmada da galip geleceğine pek ihtimal vermiyormuş. Rezil olmaktan usanmış bir halde o gece sabaha kadar uyuyamamış.

Hz.Musa ise inancının verdiği huzur ile uyumuş ve sabah hazırlanıp Nil Nehri kıyısına varmış. Firavun’un gözleri yorgun, bakışları ümitsiz imiş. Etrafta bir sürü kalabalık.

Önce kim başlayacak demişler. Hz.Musa’nın başlamasına karar verilmiş. Hz.Musa emin adımlarla yürümüş Nil Nehri’ne doğru, kıyısına varınca defalarca “Yukarı doğru ak!” dese de nehir tersine akmamış bir türlü. Sonra Firavun gelip “Yukarı doğru ak!” der demez nehrin akıntısı tersine dönmüş! Bu sefer ümitsiz olan Firavun galip gelmiş!

“Olumlu” düşünen Hz.Musa kaybedince doğru Tur Dağı’na çıkmış Allah ile konuşmak için. “Nasıl olur da kaybederim, hâlbuki ben O’nun peygamberiyim. O’nun davası için varım.” diye düşünerek dağa tırmanmış. Allah’a, Nil Nehri’nin neden sözünü dinlemediğini sormuş.

“Firavun çaresizlik içerisinde sabaha kadar ağlayarak dua etti, sen de kendinden emin sabaha kadar uyudun. Ben Rahman’ım” demiş Allah.

Olumlu düşünerek nice olayların içinden geçiyoruz ki bir türlü sonuç olumlu olmuyor. Bir şeyi yanlış anlıyoruz ya da olumlu düşünce, hüsnü zan derken o içeriği yanlış hazırlıyoruz gönlümüzde Hz.Musa gibi.

Çaresizlik içinde düşünürken, ne yeteneklerimizin ne de elimizdeki imkânların yetmediği anlarda kader öyle işliyor ki tezgâhında bir bakıyoruz her şey yoluna girivermiş. Ne çaresizlik kalmış ne ümitsizlik, sanki cennetten numune bir tadımlık sunuluyormuş gibi peşinde koştuğumuz işler etrafımızda döner olmuşlar. Firavuna olduğu gibi.

Olumlama yapmak, kendine güvenmek ile biraz karışınca benlik devreye giriyor. Benliğin olduğu yerde dua kabul olmuyor yani istekler yerine gelmiyor. Amaç hâsıl olmuyor.

Çaresiz kalınca benlik duygusu gizleniyor. Benliği olmayan bir insanın ayağına taş değmiyor, ihtiyaçları giderilerek amacına ulaşıyor.

Peki ikisi bir arada nasıl olacak ya da hangisinin olması iyidir? Hem çaresizlik hem de olumlu düşünmek birbirine zıt kavramlar olduğu halde aynı anda var olabilir mi? Seçmemiz gerekir mi?

Sistemin kurucusu ipuçlarını vermiş zannediyorum, oradan yakalamaya çalışalım.

“İnanıyorsanız üstünsünüz” derken inanmakla işaret edilenin yerine “Allah’ın hikmetini” koyduğumuzda “olumlama” yapmış oluyoruz. Ör.Her şeyin bir hikmeti var.

Bulunduğumuz durumdaki kudret yetersizliğimizi, ilim eksiğimizin yanına koyunca çaresizlikle “benliğin gizlenmesi” de sağlanmış oluyor. Ör.Nasipse olur.

Bir başka deyişle havf ile rica ortasında, yani ümit ile ümitsizlik ortasında olmak dedikleri olayın açılımı ortaya çıkıyor.

O kadar iddialı olmamak lazım tabi, benimkisi bir yorum sadece.

[Toplam:5    Ortalama:4.8/5]
Gönderiyi Takip Et
( 3 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

4
Kimler Neler Demiş?

avatar
2 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
3 Comment authors
Oğuzhan AkipekŞeyma Şahin1sonbaharTurgut Akkuş Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Turgut Akkuş
Üye

Hayır görülende şer, şer gibi görülenlerde hayır olabilir de ekleyebiliriz Oğuzhan bey.

Şeyma Şahin
Üye

Sayın Oğuzhan Bey;
Çok hoş bir yazı olmuş…
KALEMİNİZE VE EMEĞİNİZE SAĞLIK…