BEN ÇOCUKLUĞUMU ÖZLEDİM!

6
1580

Öğretmen olup çocukların dünyasını izleyince anladım artık çocuk olmadığımı. Yıllarca içimde yaşattığım o masum çocuğun büyümüş olabileceğini hiç düşünmedim ya da düşünmek istemedim şimdiye kadar. Ellerindeki şekerleri görünce, bazen masumca kavgalarına şahit olunca, uçurtmalarını göklerde havalandırdıkça ve ders saati boyunca çöp kutusu başında kalem açışlarını izlerken anladım bütün bunları mazide bıraktığımı.
İlerleyen yaşıma rağmen gözüm hala gelmesini tüm çocuklar gibi sabırsızlıkla beklediğim macun şekeri satan amcada ya da pamuk helvacıdaydı. Ne o tadına hasret kaldığım şekerlemeleri ne de arada bir mahallemize gelen şekerci amcanın etrafında elimizdeki bozuk paralarla amca bana da dediğimiz o günleri hala unutmadım. Bazen gözüm pencereden gökyüzünde havalanan bir uçurtmaya takıldığında, defter yapraklarından yapıp kocaman kuyruklar eklediğimiz uçurtmaları ve daha yüksekte uçurmak için yarışa girdiğim arkadaşlarımı hatırlar ve gözümden süzülen yaşlarla o güzel günleri yad etmiş olurum. Çocukken hızlı koşup kanter içinde kalarak eve geldiğimizde annemizden işiteceğimiz azarın korkusuyla hızlanan kalp atışlarımızın sesini duymazdık bile. Bayram sonrası ilk defa sokakta giymeye heveslendiğimiz yeni elbiselerimizi nasıl kirlettiğimizi ve akşam eve geldiğimizde annemize görünmeden banyoya koştuğumuzu hatırladıkça yüzümde beliren tebessüm, o günleri doyasıya yaşamış olmanın verdiği mutlulukla yerini tatlı bir özleme bırakır oldu.

Ben çocukluğumu özledim!
Portakalı soydum, başucuma koydum, ben bir yalan uydurdum. Duma duma dum, kırmızı mum, dedemin sakalına kondurdum. Ah zavallı dedem, şimdiki aklım olsa sana laf ettirir miydim hiç!.. Ya o canımızı acıtan yakantop oyunu yok muydu? Tuttuğumuz paslarla takımımıza ya bir oyun daha kazandırır ya da pas tutmayıp yedi sayı yaparak oyunun galibi olurduk. Şimdiki çocukların adını bile bilmediği bizim ise bilye ya da cilli adını verdiğimiz irili ufaklı rengarenk misketler erkek çocukların vazgeçilmez oyunuydu. Bazen ben de misket oynardım kardeşimle, bazen sokağımızın çocukları maç yaptıklarında kaleci olup az top kurtarmadım kale önünde.
Yağmur yağdığında evimizin önündeki tarlanın çamurlaşması başka bir oyun için mekan oluşturuyordu bize. Çivi adını verdiğimiz oyunda çamura sapladığımız çivilerle noktalar oluşturup şekiller çizerdik. Şimdi anlıyorum oynadığımız oyunun ne kadar tehlikeli olduğunu.

Erkeklerin oyunları daha cazip gelirdi bana. Aynı yaş aralığında bir abi, bir erkek kardeş olunca bütün oyunlara az çok vakıf olmuştum sokakta. Çelik çomak, kayış kızdı, uzun eşek ve daha başka başka…Çocukluğumun en güzel anlarını sokağımızdaki bütün çocuklarla kızlı erkekli hep birlikte oynadığımız körebe, saklambaç, yakantop gibi oyunlar oluşturuyordu; ama kızlarla kendi aramızda oynadığımız evcilik oyununun tadı da apayrıydı. Şimdiki gibi her imkana sahip olamadığımız o günlerde mağazada satılan oyuncak bebekler lüks sayılırdı bizim için; lakin bunu sorun etmezdik küçük yüreğimizde. Evimizin önündeki tarladan bulduğumuz ince ve uzun taş parçalarını kendimize oyuncak bebek yapar, annemizden istediğimiz işe yaramayan kumaş parçalarından bebeğimize yaptığımız kıyafetlerle o yaşta anne olmanın keyfini yaşardık gönlümüzce. Ayak ipi atlardık hep birlikte. İki kişi ipin uçlarından tutarak çevirir ve “Laleli Belkız içeriye gel kız” dendiğinde sırası gelen atlamaya başlardı eğlene eğlene…

Ben çocukluğumu özledim!
Şimdi hepsi bir film şeridi gibi geliyor gözlerimin önüne. Yağmurun yağışını izlerdik pencerenin önünde. İzler ve annemizin öğrettiği bereket şarkısını söylerdik neşeyle.
“Yağmur yağar biber biber
Benim babam köye gider
Gitme baba ben gideyim
Tarlada çamur, teknede hamur
Ver Allah’ım ver selli sulu yağmur.”
Biz söyledikçe yağmur bereket getirirdi evlerimize.
Ve şimdi beton yığınları arasında görmenin mümkün olmadığı evimizin önündeki o güzelim dut ve çitlembik ağaçlarına tırmandığımızı ve tırmanırken düşüp canımızı acıttığımızı hatırladıkça, keşke hep düştüğüm için acısa içim demekten kendimi alıkoyamıyorum; zira büyüdükçe insanın içini acıtan sebeplerin artacağını şimdi daha iyi anlıyorum. Kendisini anmadan geçemeyeceğim şair Cemal SÜREYA’nın:
“Çocuk olsam yeniden,
Bir tek düştüğüm için acısa içim
Ve kalbim çok koştuğum için çarpsa sadece”
diye çocukluk özlemini dile getirdiği mısralar, hepimizin içindeki o yaramaz, inatçı belki de masum çocuğu yaşatmıyor mu sizce? İnsan kaç yaşına gelirse gelsin içindeki çocuksu duygular hep yaşar ama büyüdükçe insanın içini acıtan sebepler de artar. Ve sadece koştuğu zaman değil, tüm güzel duyguları yaşadıkça kalp atışları hızlanır.
Çocuk kalmanız, içinizi acıtan şeylerden uzak durmanız ve kalp atışlarınızı hızlandıracak güzel duygular yaşamanız temennisiyle!..

Melek AŞÇI

[Toplam:2    Ortalama:4.5/5]
Gönderiyi Takip Et
( 5 Takipçi )
X

Gönderiyi Takip Et

E-mail : *

6
Kimler Neler Demiş?

avatar
4 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
5 Comment authors
BilalMeryem Melek AyyıldızMelek AşcıŞeyma ŞahinYasemin Güloğlu Recent comment authors
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Yasemin Güloğlu
Üye

Melek hanım kaleminize sağlık. Yazınızı okuyan herkeste bir özlem uyandıracaktır yazınız. Ve yaş ilerledikçe insanın özlemi daha da artıyor. Bir de bugün kü nesli düşündüm içim acıdı. Dört duvarın arasında tablet telefon arasında büyüyorlar. Anı hatıra bile biriktiremiyor çocuklarımız. 😥🙁

Şeyma Şahin
Üye

Çok hoş ve özlem dolu,bir o kadar da keyifle okuduğum bir yazı. KALEMİNİZE VE EMEĞİNİZE SAĞLIK… İnsan bir ‘ah ahh” diyor resmen… Sevgiyle…

Meryem Melek Ayyıldız
Üye

Sevgili adaşım,

2. Paragrafdaki cümleleriniz sizi erkek sanmama sebep oldu.

Tam ne güzel bir erkek, çocukluğuna özlem duymuş ve bunu alışılmışın dışında ne de güzel dile getiriyor derken dişi olduğunuzu anladım ve hayal kırıklığına uğradım. 🙂

Bizi o günlere götürdünüz.

Kaleminize sağlık! 🌺

Bilal
Ziyaretçi
Bilal

Duygulandım emeğinize sağlık tşk ederim tekrardan çocukluğumu hatırlattığın için 🙏