12.4 C
Istanbul
Pazar, Aralık 16, 2018
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: mehmet gulyaprak

mehmet gulyaprak

1 İÇERİK 2 YORUM
Gül dalından koparılırsa… Kadına şiddet deyince, temeli ve algıları ile değerlendirelim isterim… Batının teknolojik gelişmişliğini değil; öz değerlerimizi, saygıyı ve ahlakı çökerten uygulamalarını taklit ettik ve aile yapısını yok ettik önce. İşte o zaman huzurumuzunda temeline incir ağacı diktik. Oysaki bizim ikibin yıllık aile kültürümüz vardı bir eşi olmayan… Bizim kültürümüzde huzur evi yoktu, geniş ailelerimiz vardı üç kuşak bir arada yaşayan. Darülaceze yalnızca kimsesizler içindi, evlatları olan ebeveynler için değil. Daha önemlisi, bizim inanç değerlerimizde, Kadın ve çocuk Yüce yaratıcının emaneti idi… Ve Cennet, Annelerin ayakları altında idi. Ne zaman ki özümüzden, öz değerlerimizden koptuk, Ne zaman ki kadın cinsel meta ve reklam aracı oldu, Ne zaman ki kadın annelikten gayri, evin hizmetçisi görüldü. Ne zaman ki, AB müktesebatı ve batı ruhuna bürünüp özümüzden koptuk, hasarlarını da alır olduk. Ne zaman ki hakkını eşiyle konuşarak değil, sokaklarda arar oldu, o vakit şiddeti de tanıdık, kullanılmışlığı da! Bizde aile büyükleri vardı dargınlıkları kaldıran, barışı sağlayan. Sokaklarda hak aramayı medeniyet diye bize önerenlerin, bugün Fransa’da meydan dayağı yediklerine şahit oluyoruz! Öze dönüş için eğitim seminerleri ve sempozyumlar varken; sokaklarda terör örgütü temsilcileri ile aynı karede, devlete meydan okumak! İlginç değil mi? Ekseri çoğunluğunun yurt dışı destekleri ile kurulmuş kadın derneklerinin davetine katılmayı zaruri sayanlar, keşke bu derneklerin yalnız isimleri ile değil, çalışmalarını ve bağlantılarını araştırabilselerdi. Batının özgürlük anlayışı ve kadın hakları, bize çok beden dar geldi ve özümüzden kopardı bizi. Özümüzden kopuşta bize şiddeti, cinayeti ve baskıları getirdi. Hasılıkelam, gayri meşru ilişkiler özendirilirken, aile mefhumu yok edilmişti aslında. Ama adına kadına özgürlük denmişti bir kere, bizde hiç sorgulamadan yuttuk. Aklıselimden uzak her eylem ve her başkaldırı; gülün dalına, yaprağına bir hançer idi aslında. Yani dalından koparılmış bir gülün kuruması gibi, değerlerimizden uzak ve huzursuz olduk vesselam. Özümüze dönmek, kadın ve erkeğin hak olarak eşit, fıtrat olarak birbirlilerinin tamamlayıcısı, eşi olduğunu hatırlarsak; bizi sömüren emperyalizmin kuklası olmaktan beri oluruz. Ve tüm olumsuz davranış sahiplerinin, bizim evlatlarımız olduğunu bir hatırlayabilsek, evlat yetiştirmenin önemini de kavrayacağız o zaman. Değilse: Sözümona kadına pozitif ayrımcılık adına atılan adımlar, aile yapımıza ve toplum barışına ciddi yaralar açacak ve asıl tehlike “yeter artık” ile karşımız çıkacaktır. AB uyum yasaları ile hükümet ve bakanlar bile aile yapımızın köküne dinamit koydu ve kendi değerlerimizden uzaklaştık. “Olamazsak senin gibi, seni yaparız bizim gibi” ile bizi kendilerine benzettiler. Aile yapımız bozuldu, şimdi şiddet her yerde. O halde özümüze dönüp, inanç değerlerimiz ve milli kültürümüzle çocuk eğitecek ve aile ilişkilerini yeniden gözden geçirerek, olmamız istendiği gibi değil, olmamız gerektiği gibi aile kuracak ve öyle yaşayacağız. Yani çocuklarımızı kendi milli değerlerimize göre eğiterek, ayrışma ve çatışmaya götürecek fikirlerden uzak olacağız. Hasılıkelam; Gül’ü koruyup, dalında sevmeye mecbur olduğumuzu bileceğiz. Günün sözü: ”Yuvasını seven bir kadın için tahammül edilmeyecek güçlük, katlanılmayacak fedakârlık yoktur.” (Hz. Ali)